Sözlük dizini
“Ö” harfi
1.551 madde
- ön uyumisimBir canlı varlığın belli bir ortama kendini uydurma yatkınlığı
- ön vurguisimYer adlarında, zarf, bağlaç ve ünlem olarak kullanılan bazı kelimelerde, ilk hecede bulunan vurgu: A'nkara, Ka'yseri, a'nsızın gibi
- ön yargıisimBir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay veya görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin hüküm
- ön yargılısıfatÖn yargıları olan, ön yargı ile karar veren
- ön yaylakisimEsas yaylaktan daha aşağıda bulunan yaylağa çıkarken veya yaylaktan dönerken bir süre otlatılan ve bir miktar ot biçilip kurutulan yaylak
- ön yüzbaşıisimKıdemi iki rütbe artırılmış yüzbaşı
- ön çalışmaisimbir çalışmaya başlayabilmek için yapılması gereken hazırlık
- ön ödemelisıfatÖn ödemesi olan
- ön ödemesizsıfatÖn ödemesi olmayan
- ön şartisimbir işin çözümlenmesinde ilk önce yerine getirilmesi gereken şart, ön koşul
- önalanisimKullanıcının gerçek zamanlı etkileştiği uygulama; öteki bütün pencerelerin önünde bulunan uygulama penceresi.
- önayaksıfatBir işte öncü, işi yürüten (kimse)
- önayak olmakfiilBir işe ilkin başlayıp herkesi arkasından sürüklemek
- önbellekisimMerkez birimin gereksinimi olabilecek düşük kapasiteli bellek.
- önbilicilikisimBir olayın gerçekleşeceğini önceden bilme, kehanet, kahinlik.
- önbilimisimbir fenomenin bilim sayılabilmesi için bilimsel yöntemler geliştirilmeden önceki felsefi disiplinleri ifade etmekte kullanı
- öncezarfilk olarak, başlangıçta, sonra karşıtı
- önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı eleatasözüÖnce küçük incitici bir işlemin bize yapacağı etkiyi düşünmeli, ondan sonra bunun daha ağırını başkasına uygulamanın doğru olup olmadığına karar vermeliyiz.
- önce sen açifade'Amaç?' sorusuna müstehcen çağrışımla verilen şaka cevabı.
- öncecilikisimBir şeyi başkalarından önce yapma işi, inisiyatif.
- öncedenzarfbaşlarken, başlangıçta, daha önce, evvelce
- önceden satışisimsatıcının bir ürünün belli bir vade içinde teslimini taahhüt etmesi, vadeli satış
- öncekisimiş önlüğü
- öncekisıfatönce olan, evvelki, mukaddem, sabık
- önceki çarığı, sonraki sarığıatasözüİki karılı erkek birincisini hor görür, ikincisini el üstünde tutar.
- öncelisimBir görevde, meslekte kendinden önce yerini tutmuş olan kimse
- öncel belirlemeisimTanrının her şeyi önceden bildiği dogmasına dayanılarak, her şeyin önceden Tanrıca düzenlenmiş olduğunu anlatan terim
- öncel düzenisimRuhla beden arasındaki ilişkinin Tanrıca önceden düzenlendiğini ileri süren öğreti
- öncelemeisimöncelemek işi, lanse
- öncelemekfiilBir şeyi önceden yapmak, geri bırakmamak, öne almak, takdim etmek