İçeriğe geç
2Wsözlük

Şiir

Türk Şiiri (Ziya Paşa)

Ziya Paşa

Paylaş:WhatsAppXFacebookTelegram
Eslâfta Ahmet ü Necati, Avare vü dilşikeste Zati, Türki sühane temel komuşlar; Gerçi temeli güzel komuşlar, Etmekle lisanımız tagayyür Ol şiveyi güç bize tasavvur. Mazmunları gerçi pek metindir, Elfazı da ol kadar çetindir. Tarz-ı gazel ü kasidebazi Nahoş o kadar ki vezn-i tazi. Dan ile igen de ler dürür ler Her beytte birbirin sürürler. Ya haşv ü imale vü zihafât Inşat edene belâ-yı âfât. Belki o zaman için güzelmiş, Lâkin sonra lisan düzelmiş. Olmuş bu tebeddül-ü lisana Bais iki husrev-i yegâne: Sultan-ı cihan Selim-i Evvel, Hakan-ı müeyyed ü mübeccel, Etmiş o şehenşeh-i muzaffer Mülk-ü sühani dahi müsahhar. Ekser sözü farisidir anın, Makbul ü müsellemi cihanın. Yok, Rum aranır ise seraser, Ol şivede farisi demiş er. Olmakla şeh-i cihan-ı mana Divanı durur cihanda hâlâ. Oğlu dahi padişah-ı irfan, Sahipkanun, Han Süleyman, Görmüş idi terbiyet pederden, Elbette çıkar güher güherden. Tesis-i bina-yı devlet etti, Tanzim-i lisana himmet etti. Zâhirde vü âlem-i sühande Kendisine halkı kıldı bende. Surette değil fakat cihangir, Mülk-ü hüneri de etti teshir. Verdi bu iki şeh-i fazilet Hem devlete hem lisana vüs'at. Meclislerine nedim-i dahil Olmuş idi zümre-i efazil. Himmetleri ile oldu mevcut Bir İbni Kemal, misli mefkut. Hem etti Ebüssuut'u is'at Ol iki şehenşeh-i melekzat. Bu iki hünerver-i yegâne Pek çok medet ettiler lisana. Baki idi nice sayf ü kânun Perverde-i has-ı Şah-ı Kanun. Olmuştu o padişah-ı nekkat Hem padişah ona hem de üstat. Her şi'r verişte, Şah-ı zişan Hem rütbe verirdi hem de ihsan. Zahir görünür kasidesinden, Tavr-ı gazel-i güzidesinden Kim tarz-ı kadime kisve vermiş, Şi'r onun eliyle şekle girmiş. Baki'ye seza olunsa tayin Tâbir-i müceddid-i nohustin. Amma yine bazı köhne tâbir Baki'de eder derunu tekdir. Sonra edilip bu şive tecdit Asar-ı acem olundu taklit. Evzanda taharrüz-ü zihafât, Teksir-i tetabu-u izafât, Cümle edevat-ı vasf-ı terkip, Tevsi-i teselsül-ü terakip, Birden girdi bizim lisana, Hep nameler oldu şairane. En cay-ı taaccübü bu babın Baisleridir şu inkılâbın: Istanbul iken makarr-ı irfan, İstanbul iken metaf-ı büldan, Yaptı iki taşralı bu hali, Van'lı birisi, biri Reha'lı. Yani biri Nef'i-i sühanver Hem diğeri Nabi-i muammer. Bunlardır eden lisanı tevsi, Bunlardır eden beyanı tenvi. Bunlar verdi zebana zinet, Bunlar verdi beyana suret. Türki dili evvel idi yekta, Etti onu farisi dübalâ. Hem öyle yakıştı iki gevher, Gûya ki karıştı şir ü şekker. Yahut iki bahr-i ilm ü irfan Birleşti beraber oldu umman. Yok, üç deniz oldular ferahem, Ondan çıktı bu bahr-i âzam. Zira arabi lisanla evvel olmuş idi farisi mükemmel. Osmanlı lisanı bu lisandır, Fikreyle, ne bahr-i bikerandır. Osmanlı lisanını bilen zat Bir bennadır ki hazır alât: Birkaç türlü edata nail, Birkaç nevi inkılâba kabil. İmalde hiç külfet olmaz, Teftişte tab'a zahmet olmaz. Herhangi hayal ise musavver Elfazı gelir onun beraber. Sair lüsün-ü atikanın hep Mâkulâtı olur mürettep; Kat'a o huduttan çıkılmaz, İnsan buna ya nasıl sıkılmaz! Manzum ise bahusus o suret Birkaç kat olur o demde külfet. Tazyik-i aruz bir cihetten, Hem kafiye vü redif rehzen. Tahsine olur kati sezavar Bir dilde güzel diyenler eş'ar. Amma ki bizim lisanımızda Her türlü edat yanımızda. Efkâr-ı Arap, hayal-i İran, Mahsul-ü memalik-i Horasan, Her hangisine uzatsa desti Mümkün dolmak kişiye testi. Herhangi hayal gelse akla Biz kadiriz onu lâfza nakle. Böyle var iken lisanda vüs'at Var der yine bazılar zaruret. Mahreçte muhalif iken aslı Eyler ayn'a çü hemze vaslı. Met verdi kimi elifle nuna, Verir hareke kimi sükûna. Der okla akıl ibaretinde Canı dahi çaaan suretinde. Sorsan bu tekellüfata illet, Der: Veznde çünkü var zaruret. Lâyık mı ki şairim diyen zat Farketmiye mahrec-i hurufat! Kim eyler onu bu sehve icbar? Mahdut mudur diyar-ı efkâr? Eslafta gerçe var zihafât, Yoktur böyle veli hurafât. Sabit, Sami bu sehvi etmiş, Ragıp, Asım o isre gitmiş. Bunlardaki sehv sonra gûya Sair şuaraya oldu fetva. Çok şair-i ehl-i tab'ü maye Taklit ile düştü bu hataya.

Metindeki kelimelerin anlamları

met
kabarma
belki
Muhtemel olarak; belkim, herhâlde.
kânun
Rûmî takvimde yer alan ilk kânunuevvel, kânunsânî ay adlarında geçen `ateş ocağı` mânâsındaki söz.
zaruret
gereklilik
yani
"demek oluyor ki" anlamlarında söz
zira
çünkü
külfet
sıkıntı, zorluk
fakat
ama, ancak, lâkin
ayn
göz
amma
ama
tabir
rüya yorma, yorumlama
efkâr
düşünceler
tazyik
basınç
rütbe
Subay, astsubay ve polislerin sahip olduğu, astlık üstlük ilişkilerini düzenleyen basamak; paye
teksir
çoğaltma.
hala
babanın kız kardeşi, bibi, eme
suret
Dış görünüş.

Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)