Sözlük dizini
Mecazlar
1.479 madde
- kayıtlısıfatKaydı yapılmış, kayda geçirilmiş olan.
- taşlaşmakfiiltaşa dönüşmüş gibi katılaşmak.
- yüzleşmekfiilBir iddiayı ileri sürenle, inkâr eden kimseler yüz yüze gelerek sözlerini tekrarlamak.
- yoğurmakfiilkatı veya toz durumundaki bir maddeyi herhangi bir sıvı ile karıştırarak hamur durumuna getirmek
- yağmakfiilyağmur, kar, dolu için gökten düşmek
- tavlamakfiilİşlenilecek bir nesneye gereken ısıyı veya nemi sağlamak, tav vermek.
- kasmakfiilkasları gergin duruma getirmek
- çağlamakfiilsu, köpürerek ve ses çıkararak coşkun bir biçimde akmak
- düzenisimBelli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum.
- duyuşisimduyma işi
- AkbergüisimBir soyadı. fıtrat
- yönetimisimyönetme işi, çekip çevirme, bir devletin yönetimi, devleti kontrol eden idari bürokrasi içinde yer alan yasamacılar, idareciler ve hakimlere karşılık gelir, idare
- yatkınsıfatbir yana eğilmiş, yatık
- gebelikisimGebe olma durumu; hamilelik
- yansımakfiilışık dalgalarının yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön değiştirmesi, aksetmek
- tandırnameisimTandır başında oturulurken söylenen veya okunan masal.
- germekfiilbir şeyin uçlarından veya kenarlarından çekerek gergin duruma getirmek
- yontmakfiilBir şeye istenilen biçimi vermek için dış bölümünü keskin bir araçla biçmek, kesmek; yonmak.
- dökmekfiilsıvı ya da tane durumunda olan şeyleri bulundukları yerden, kaptan başka yere boşaltmak
- ölçmekfiilen, boy, oylum, süre gibi nicelikleri kendi cinslerinden seçilmiş bir birimle karşılaştırıp kaç birim geldiklerini belirtmek
- paravanisimMenteşelerle birbirine bağlı birkaç parçadan oluşan ve yapılarda bazı bölümleri ayırmakta kullanılan, katlanır, taşınır çerçeveli perde
- ağzı kalabalıksıfat(mecaz) birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz konuşan, boşboğaz
- havraisimsinagog.
- musâraaisimGüreş tutma, güreşme, güreşçilik, pehlivanlık.
- çekirdekisimEtli meyvelerin içinde bir veya birden çok bulunan, çoğu sert bir kabukla kaplı tohum.
- alçak gönüllüsıfat(mecaz) kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen, engin gönüllü, mütevazı, tevazulu, tevazukâr
- üvey evlatisimkarı kocanın her birine göre öbürünün ayrı bir eşinden dünyaya gelmiş olan evlat, üvey çocuk
- üçlüsıfatÜç parçadan oluşan, kendinde herhangi bir şeyden üç tane bulunan.
- okkalısıfatağır
- ana kuzusuisimPek küçük kucak çocuğu.