İçeriğe geç
2Wsözlük

Şiir

Şark

Mehmet Âkif Ersoy

Paylaş:WhatsAppXFacebookTelegram
Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbusu, Asırlar var ki, İslam’ın muattal, beyni, bâzusu, “Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? ” diyorlar. Gördüğüm yer yer Harap iller, serilmiş hânümanlar, başsız ümmetler, Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar, Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar, Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar; Tegallüpler, esaretler, tahakkümler, mezelletler; Riyâlar, türlü iğrenç iptilâlar, türlü illetler; Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar; Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar; Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar; “Gazâ” nâmiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar; Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar; Emek mahrumu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar! ... Geçerken, ağladım geçtim; dururken ağladım durdum; Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum. Mezarlar, âhiretler, yükselen karşımda dûradûr; Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr? Derinlerden gelir feryadı yüz binlerce âlâmin; Ufuklar bir kızıl çember, bükük boynunda islâm’ın! Göğüsler hırlayıp durmakta, zincirler daralmakta; Bunalmış kalmış üç yüz elli milyon, cansa gırtlakta! İlâhi! Gördüğüm âlem mi insaniyetin mehdi? Bütün umranı tarihin bu çöllerden mi yükseldi? Şu zâirsiz bucaklar mıydı Vahdaniyetin yurdu? Bu kumlardan mı, Allah’ım, nebiler fışkırıp durdu? Henüz tek berk-ı iman çakmadan cevvinde dünyanın, Bu göklerden mi, Yârap, coştu, sağnak sağnak, edyanın? Serendip’ler şu sahiller mi, cûdiler bu dağlar mı? Bu iklimin mi İbrahim’e yol gösterdi ecramı? Haremler, beyt-i Makdisler bu topraktan mı yoğruldu? Bu vâdiler mi dem tuttukça bihûş etti DÂVÛD’u? Hirâ’lar, Tûr-u Sinâ’lar bu afakın mı şehkarı? Bu taşlardan mı, yer yer, taştı Ruh-ullah’ın esrarı? Cihanın garb’ı vahşet-zâr iken, Şark’ında karnak’lar, Haremler, Sedd-i Çinler, Tak-ı Kisrâlar, Havernaklar, İrem’ler, Sûr-u Bâbil’ler semâ-peymâ değil miydi? O maziler, İlâhi, bir yıkık rüyâ mıdır şimdi? Ne yapsın, nâ-ümid olsun mu Şark’ın intibahından? Perişan rûhumuz, hâip, dönerken Bâr-gahından? Bu haybetten usandık biz, bu hüsran artık el versin! İlâhi, nerde bir nefhan ki, donmuş hisler ürpersin, Serilmiş sineler, kâbusu artık silkip üstünden. “HAYAT ELBETTE HAKKIMDIR! ” desin, dünya “DEĞİL! ” derken-

Metindeki kelimelerin anlamları

ilahi
tasavvuf görüş ve anlayışını anlatan bunun inceliklerini, ilahi hikmetleri ve sırları dile getiren manzumeler olup herhangi tarikatın izini taşımaksızın Tanrı'yı öven, Tanrı'nın büyüklüğü ve gücünü telkin eden, dini töre
şark
doğu
çember
Merkez denilen sabit bir noktadan aynı uzaklık ve düzlemdeki noktalar kümesinin oluşturduğu kapalı eğri.
dem
nefes, soluk
bâr
meyve
zar
ince perde veya örtü
elbette
her hâlde, şüphesiz, kuşkusuz, elbet
bar
Anadolu'nun doğu ve kuzey bölgesinde, en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuşularak oynanan, ağır ritimli bir halk oyunu
vahşet
korku, ürküntü
hüsran
beklenilen şeyin elde edilememesi yüzünden duyulan acı, batkı
derken
dendiği hâlde
yüzler
ondalık sayı sisteminde bir sayının sağdan sola doğru üçüncü rakamının bulunduğu yer.
örümcek
Örümcekler takımından, ince bir ağ örerek küçük böcekleri avlayan eklemli bir hayvan; örümce (Araneae)
dindaş
Aynı dinden olan kimse.
üstünden
Aradan herhangi bir zaman geçmek
biçare
çaresiz, zavallı kimse

Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)