Deyimler
Genellikle gerçek anlamından uzaklaşmış, kalıplaşmış söz öbekleri: kafa dağıtmak, göz atmak, el vermek…
39 madde · “Ö” harfi
- öbür dünyayı boylamakifadeÖlmek
- ödev bilmekifadebir şey yapmayı kendisi için yerine getirilmesi zorunlu bir iş olarak kabul etmek, borç bilmek.
- ödev saymakifadebir şey yapmayı kendisi için yerine getirilmesi zorunlu bir iş olarak kabul etmek, borç bilmek.
- ödü kopmakifadeÇok aşırı korkmak
- ödünü koparmakifadeÇok korkutmak.
- ödünü patlatmakifadeÇok korkutmak.
- öfke topuğa çıkmakifadeÇok öfkelenmek
- ökseye basmakifadedikkatsizlik ederek zarara uğramak veya yanılmak.
- öksürüp tıksırmakifadeÖksürmek.
- öksüz babasıifadeÖksüz ve yoksulları koruyan adam
- öküz boyunduruğa bakar gibi bakmakifadeİstemeden,mecburen bakmak
- öküz gibiifadeaptal, anlayışsız bir biçimde
- öküz gibi bakmakifadeKarşısındakini rahatsız edercesine bakmak.
- öküze boynuzu yük olmazifade"insan kendi yakınlarını ve kendi işlerini yük saymaz" anlamında kullanılan bir söz.
- öküze boyunduruğunu kuyruğundan vurmakifadeAcemice, beceriksizce tersinden, yanlış yapılan iş.
- öküzün altında buzağı aramakifadeolmayacak sebeplerle suç ve suçlu bulma çabasında olmak.
- öküzün trene baktığı gibi bakmakifadeaptalca, hiçbir şey anlamadan bakmak.
- ölüm döşeğindeifadeSon nefesini vermek üzere olan, yatağa düşmüş kimse. Çok ağır hasta. Ölmeden hemen önce.
- ölüm kalım meselesiifadeYok olmamak amacıyla girişilen savaşım.
- ölümle burun buruna gelmekifadeÖlüm tehlikesiyle karşılaşmak. Ölümü çok yakınında hissetmek. Ölmesine çok az bir aralık kalmak.
- ölümüne koşmakifadeÖlümü kendi üzerine çekecek tehlikeli davranışta bulunmak.
- ölüp ölüp dirilmekifadeÇok üzücü ve sıkıntılı durumlara düşmek. Defalarca ölümle burun buruna gelmek.
- ölür müsün, öldürür müsün?ifadeÇaresiz durumlarla karşı karşıya kalındığı zamanlarda söylenir. Zor durumdan kurtulmanın ancak bu iki yoldan biriyle sağlanacağı anlamına gelir.
- ölüsü ortada kalmakifadeCenazesini kaldıracak kimse bulunmamak.
- önde gelmekifadeÖnemli olmak. Yüksek mevki sahibi kimse. Çevresince sevilen, sayılan, kendisine değer verilen kimse.
- öne düşmekifadeBaşı çekmek. Kılavuzluk etmek, yol göstermek.
- önü alınmakifadeönlenmek, büyük bir sorun olmasına izin vermeden önleyici tedbirleri erkenden almak.
- önüne katmakifadeönden yürütüp kendisi ardı sıra gitmek.
- önünü almakifadeDurdurmak
- öp babanın eliniifadeSürpriz bir durum karşısında yaşanan şaşkınlığı anlatmak için kullanılır