İçeriğe geç
2Wsözlük

Şiir

Anadolu

Mehmet Emin Yurdakul

Paylaş:WhatsAppXFacebookTelegram
ANADOLU Gençliğe Yürüyordum: Ağlıyordu ırmaklar, Yürüyordum: Düşüyordu yapraklar, Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar, Yürüyordum: Ekilmişti tarlalar. Bir ses duydum, dönüp baktım, bir kadın: Gözler dönük, kaşlar çatık, yüz azgın; Derileri çatlak, bağrı kapkara; Sağ elinin nasırında bir yara; Başında bir eski püskü peştemal. Koltuğunda bir yamalı boş çuval!.. ** — Ne o bacı? — Ot yiyoruz, n'olacak!... — Tarlan yok mu? — Ne öküz var, ne toprak. Bugüne dek ırgat gibi didindim; Çifte gittim, ekin biçtim, geçindim. Bundan sonra... — Kocan nerde? — Ben dulum; Kocam şehit, bir ninem var, bir oğlum. — Soyun, sopun? — Onlar dahi hep yoksul! Ah efendi, bize karşı İstanbul Neden böyle bir sert, yalçın taş gibi? Taşraların hayvanlık mı nasibi? ☆ Hayır hayır, bu nasibi almak için doğmadın. Onun için doğdun ki sen, kadınlığın hakkıyle Ocağının karşısında saadete eresin; Göğüsünü kabarttıran anneliğin aşkıyla Evlâdına sütün gibi pak duygular veresin. Sen bir aziz yoldaşsın: Senin sesin hayat için dövüşmeye koşturur, Senin sevgin vatan için fedakârlık öğretir. Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur; Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir. Lâkin bizler bu hakları unuttuk. Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk. Ninen gibi sana dahi hor baktık; Seni dahi garip, yoksul bıraktık!... Evet, seni genç kocandan uzun yıllar ayırdık; Sen zavallı, duvağına doymadığın bir günde Bir ihtiyar kadın gibi haykırarak saç yoldun; Birçok parlak dileklerle dolu olan gönlünde Bir muradın ülkelerini göremeden dul oldun. Günden güne bir kırık Ağaç gibi içlenerek, yaprak gibi solarak Tırtıl üşmüş dallar gibi kurumaya yüz tuttun; Kadınlığın duygusunu genç bağrında uyuttun Ve dedin ki: «Artık bana ne bir bahar, ne şafak!» Bugün sende en yaralı bir rençperin derdi var; Ağaların hasadını biçen paslı orağın Sana yalnız ot ve diken demetleri söktürür; Aç yavrunun çırılçıplak uyuduğu ocağın Sana gece yarıları acı yaşlar döktürür. Her şey seni hırpalar: Memleketin ağır yükü senin zayıf sırtında. Bu yük senin kemik kalmış vücudunu ezip yer. Senin ömrün, kara bahtın demir eli altında. Bu el senin kocan gibi oğlunu da sürükler. Kinler için karalar bağlayan, Zevkler için zelil, sefil ağlayan. Acı gören, cefa çeken, ezilen. Irzdan başka her şeyini veren sen! Sen, şu güzel vatanında cehennemde gibisin; Güz yaşınla ıslattığın kanlı toprak üstünde Sana her yer bir çöl gibi cıvıltısız, çiçeksiz; «Ekmek!» diye ağladığın sağır bir halk önünde Sana herkes bir kurt gibi merhametsiz, yüreksiz... Senin her bir ümidin Ayrılıksız, yoksulluksuz bir dünyaya kalmıştır. Oraya ki, masum çiftler hıçkırıksız yaşarlar; O melekçe sevgilerle birbirini okşarlar Ve burada Allah bütün dilekleri yaratır! Ey mübarek Anadolu toprağı! Hanı senin bahtiyarlık hukukun. Hür düşüncen, millî duygun, kanunun? Hani senin yeni ruhlu çocuğun. Sevgin, neşen, çalgın, türkün, oyunun? Ey dertliler yatağı! Ne vakte dek, gençliğine hakaret, Bu ayrılık, bu göz yaşı, bu ölüm? Ne vakte dek, kızlarına esaret, Bu sert demir, bu ağır yük, bu zulüm? Yazık, sana ağlamayan şiire; Yazık, sana titremeyen vicdana; Yazık, sana uzanmayan ellere; Yazık, seni kurtarmayan insana!.. Ey vatanın bağrı yanık bucağı! Hani senin bereketli hasadın, Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftçin? Hani senin medeniyet hayatın, Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin? Ey Türklüğün otağı! Ne vakte dek, bu acıklı sefalet, Bu viranlık, bu inilti, bu kaygu? Ne vakte dek, bu uğursuz cehalet, Bu taassup, bu görenek, bu uyku? Yazık, sana ağlamayan şiire; Yazık, sana titremeyen vicdana; Yazık, sana uzanmayan ellere;. Yazık, seni kurtarmayan insana!...

Metindeki kelimelerin anlamları

hakaret
onur kırma, onura dokunma
halk
Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu; cumhur, folk.
çifte
İkisi bir arada bulunan veya ikili.
yük
araba, hayvan vb.nin taşıdığı şeylerin hepsi
zulüm
güçlü kişinin yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı kötü durum, kıygı, eziyet, cefa, perseküsyon
cefa
zulüm
hep
hiçbiri dışta tutulmamak veya eksik olmamak üzere, bütün, tüm olarak
merhamet
Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma.
her
önüne geldiği ismin benzerlerini "teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı" anlamıyla kapsayacak şekilde genelleştiren söz
ben
(kişi adılı): Teklik birinci kişiyi gösteren söz.
sefalet
yoksulluk, yoksulluk sıkıntısı
taassup
Bir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başkasını düşünememe durumu, bağnazlık.
hayvanlık
hayvan olma durumu, hayvaniyet
çalgın
Sıcak veya soğuktan gelişemeyerek cılız kalan ekin
medeniyet
bir memleketin, toplumun, maddî ve manevî varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla alakalı vasıfların tamamı
fedakârlık
Bir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için karşılık beklemeden kendi yararlarından vazgeçme

Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)