İçeriğe geç
2Wsözlük

Şiir

Kaygusuz Abdal

Kaygusuz Abdal · Kaygusuz Abdal kimdir?

Paylaş:WhatsAppXFacebookTelegram
KAYGUSUZ ABDAL XIV üncü asrın son yarısında yetişen Bektaşi şairlerindendir. Devrinde büyük bir şöhret temin eden ve Mısır’da bir Bek­taşî tekkesi kuran bu maruf şahsiyet, Hacı Bektaş, mensublarından Abdal Musa’nın halifesidir. Bir çok manzumeler kaleme almıştır. Mesnevî tarzında vücude getirilmiş eserleri de vardır. Fakat muahhar devirlerde yazılan mecmualarda ona isnad edilen bir takım şiirler de mevcuddur. Kitâb-ı Dilküşa, Dolabname, Delîl-i Büdelâ gibi manzum ve mensur eserler ise mut­lak surette onundur. Bu maruf şahsiyet hakkında vücude geti­rilmiş bir menakıbname de vardır. Kaygusuz’un bir kaç şi’rini dercediyorum: — 1 — Tama’ımız ne azadır ne çoğa Kanâatiz kani’ olmuşuz Hak’a Kimsenin hakkına tama’kılmazız Bizim dahi hâlimize Hak baka Ma’rifet ehline hizmet kılmayan Ma’nâ boncuğun yanına boş taka Aşk yolunda tâati temiz değil Her kim ol gördüğü nesneye aka Sırrını sakın ki güstah duymasın Cân ü dilden müştâk olgıl müştâka Kem akıldır kendüzünü bilmedi Ol ki bu aşk sırrını halka çaka Suvar aşk suyuna tevhid bağını Ma’rifet bostanı gelsün revnaka Dünye içün dâma düşmeyen kişi Nefs ucundan hâşâ dönile Hak’a Kaygusuz Abdal hâlin ârif bilür Veli aşkı nâşi başına kaka — 2 — Dervişlik hırkada tacda değildir İsilik oddadır saçta değildir Var bir gerçek erden kuşan kuşağı Anları kurt yemez ucda değildir Hak’kı ister isen âdemde iste İrak’ta Mekke’de Hac’da değildir Döğüp bir kardeşin hatırın yıkma Egilüb kıldığın secde değildir Aşk ile ölegör Kaygusız Abdal Aşk ile ölmezsen güçte değildir — 3 — —Dolabnâme — Suâl ettim bu gün ben bir dolaba Niçün dâim sürersin yüz bu âba Niçün bağrın deliktir gözlerin yaş Sebeb neden dolaştın bu itâba İnildinden delindi derdli bağrım Firâkından ciğer döndü kebâba Ne zulmetti sana bu çerh-i gerdun Ki derdin defteri sığmaz kitâba Dolab eydür eyâ gözüm çerağı İşitmeğe cevabım aç kulağı Benim budur sorarsan sergüzeştim Ki ben yaylar idim bir yüce dağı Geçirmiştim serâdan göklerimi Eriştirdim süreyyâya budağı Durağa derneşüben kamu kuşlar Budağında tutarlardı otağı Öterdi tûti vü kumrî vü dürrâc Geçirdim bir zaman bu resme çağı Heves bâğında can mürgi gezerken Üzüldü ömr kuşunun tuzağı Kazâ koptu meğer dest-i Huda’dan Ki bir şahs irişüb saldı nacağı Delüben bağrımı taktı kemendi Sürüdüler dolaştım her sokağı Sokaklarda niçe müddet yaturken Gelen geçen ururlardı ayağı Demir mıhlar dokundu yüreğime Kazâ destiyle çerhin çomağı Zekeryâ gibi bağrımdan delüben Dolab içün düzettiler yerağı İnilerim ben anda dost deyüben Gözüm yaşı sular büstân ü bâğı Felek kime tatırdı bir kaşık bal Sonunda sunmadı tâs ile ağı Süleyman kim sürerdi tahtını yel Son ucu toprağa kodu yanağı Skender kim cihânı Kaf ber kaf Tutup hükmiyle sürmüştür yasağı Gezüb zulmet ararken âb-ı hayvan Dolu zehr ile sundular eyağı Kani Kayser kani Kisrâ kani Sâm Belürmez bunların yurdu durağı Cihânm varlığı baştan başa hep Belâ yurdudürür mihnet ocağı Resul buna çü beyt-ül-ankebût der Pes ol olur mekeslerin durağı Baka ehli fenâda mülk edinmez Bakadır anların yeri durağı Alâî Gaybi bundan tekke kılmaz Hak’ın fazlıdürür ancak dayağı Sabır seccâdesin altına salmış Tevekkülden kuşanmıştır kuşağı Sözünü Kaygusuz ârife söyle Ne bilsün sükkeri dana buzağı — 4 — — Minbernâme— Eyâ akl ile irfânım deyenler Eyâ mülke Süleymân’ım deyenler Eyâ bildim deyenler cümle hâli Eyâ vardım deyenler doğru yolu Hak’ı buldum deyu irşâd edersin Depersin minberi feryâd edersin Ne bildin neye erdin işbu halde Akıllar mat olubdur bu hayalde Buna akl ile kimse ermemiştir. Göziyle kimse Hak’kı görmemiştir. Bu bir deryâdürür akıllar ermez Özünden geçmeyen Rab’bini bilmez Dilersen bulasın kevn ü mekânı Özünden fâriğ ol Rabbini tanı Ki sen benliğini gider aradan Bilesin tâ seni kimdir yaradan Sen ü ben eylemek şeytan işidir Sen ü ben eylemez ol kim kişidir Özünden gayrı kul görmez arada Hak’ı hâzır görür ag ü karada Dilersen olasın mahrem-i esrâr Bu dünyâ gavgasına uyma zinhâr Ferâgat ol cihânın gavgasından Ki nefsin kurtarasın fitnesinden Hemen seyrancısın seyrânın eyle Sakın deme ol öyledir bu böyle Özüne gel özüne Tanrı dostu Sana direm budur sözün dürüstü Cihan halkının işbudur hayâli Hayâli gice gündüz mülk ü mâli Eğer söyler olursan Hak sözünü Çevirir yüzünü örter gözünü Azâzildir Hak’a eylemez ikrar Gerekse söyle ana bunca tekrar Binüptür nefs atına hâ seğirdir İşitmez kulağı hemen sağırdır Hemen bir birinin aybın gözedir Gönülden dürlü fitneler gözedir Ne idüb nice ideceği bilmez Birinin unduğun biri dilemez Eğer mâlin var ise kavm ü kardeş Cihan halkı seninle cümle yoldaş Eğer kendü halinde bir aşıkdur Ana derler ki iş sevmez ışıkdur Aşık olsam adım tenbel Alâyî Eğer sofi isem derler mürâî Ha bir cenkdir biri birin beğenmez Arifler Hak’dan özge nesne bilmez Bulurlar bir sözü bin söz ederler Koyup doğru yolu eğri giderler Söz ile bulmak olsa idi Hak’kı Uçup arşa çıkaydı cümle faki Cihanda şimdi kavga çoğalubdur Cihânı fitne-i şeytan alubdur Eğer âlim eğer sofi vü derviş Heman şöhret olubdur cümle cünbiş Ko sözü fâriğ ol Kaygusuz Abdal Ki sözden açılur cümle kil ü kal

Şiir açıklaması

Metin, Kaygusuz Abdal’ı Bektaşi şairlerinden biri olarak tanıtır ve ardından onun farklı konuları işleyen şiirlerinden örnekler sunar. Şiirlerin ortak çizgisi; insanın kendini tanıması, dünya nimetlerine aşırı bağlanmaması, sevgi ve manevi olgunlukla yaşamasıdır.

İlk şiirde şair, azla yetinmeyi ve başkasının hakkına göz dikmemeyi öğütler. Bilgelik yolunda olanlara hizmet etmeyi, insanın kendini bilmesini ve aşkın sırrını herkese açmamasını vurgular. İkinci şiirde dervişliğin dış görünüşle, hırka ya da taçla ölçülemeyeceği söylenir. Hak’kı uzakta aramak yerine insanda aramak ve bir kardeşin gönlünü incitmemek gerektiği belirtilir; ibadetin de sevgi ve iyi davranışla anlam kazandığı anlatılır.

“Dolabnâme”de konuşan bir su dolabıdır. Dolap, eskiden dağda büyüyen bir ağaç olduğunu; kesilip delinerek dolaba dönüştürüldüğünü ve şimdi inleyerek su taşıdığını anlatır. Bu dönüşüm, dünyanın ve insan ömrünün geçiciliğini düşündürür. Süleyman, İskender, Kayser ve Kisrâ gibi güçlü kişilerin anılması da iktidarın ve zenginliğin kalıcı olmadığını öne çıkarır. “Mihnet”, şiirde dünyanın sıkıntı ve dertlerle dolu oluşunu anlatan bir kelimedir.

“Minbernâme” ise kendini her şeyi bilen ve doğru yolu bulmuş sayan kişileri sorgular. Şiire göre insan, benlik duygusundan uzaklaşıp nefsinin ve dünyanın çekişmelerinden sıyrıldıkça yaratıcıyı tanımaya yaklaşır. Böylece şiirler, gösterişten çok içtenliği, alçakgönüllülüğü ve sevgiyle yaşamayı öne çıkarır.

Açıklama, sözlükteki tanımlardan yararlanılarak yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır.

Metindeki kelimelerin anlamları

ikrar
saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme
sam
samyeli.
ciğer
Akciğerlerle karaciğerin ortak adı
şahsiyet
kişilik, belirgin özellik
bini
Binme işi
mülk
Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal.
eğer
şart anlamını güçlendirmek için şartlı cümlelerin başına getirilen kelime
mihnet
bela, musibet, sıkıntı, üzüntü
tekrar
Aynı olayın, işin, hareketin yeniden ortaya çıkışı, tekrarlanması
temin
korkusunu giderme, inanç verme
taka
Doğu Karadeniz bölgesine özgü yelkenli bir tür kıyı teknesi.
naşi
Ötürü, dolayı
lak
uzunca ve dolaşık havuz
sual
soru
kil
ıslandığı zaman kolayca biçimlendirilebilen yumuşak ve yağlı toprak
kavga
düşmanca davranış ve sözlerle ortaya çıkan çekişme veya dövüş, münazaa
bela
Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse

Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)