İçeriğe geç
2Wsözlük

Şiir

Kanuni Mersiyesi

Bâkî

Paylaş:WhatsAppXFacebookTelegram
TERKÎB-İ BEND’DEN Mersiye-i Hazret-i Süleymân Hân aleyhi’r-rahmetü ve’l-gufrân (Birinci bend) Ey pây-bend-i dâm-geh-i kayd-ı nâm ü neng Tâ key hevâ/yi meşgale-i dehr-i bî-direng An ol günü ki âhir olub nev-bahâr-ı ömr Berg-i hazana dönse gerek ruy-ı lale-reng Âhir mekânının olsa gerek cür’a gibi hâk Devrân elinde irse gerek câm-ı ayşa seng İnsân odur ki âyine veş kalbi sâf ola Sînende n’eyler âdem isen kîne-i peleng İbret gözünde niceye dek gaflet uyhusu Yetmez mi sana vâkıa-i şâh-ı şîr-çeng Ol şeh-süvâr-ı mülk-i saâdet ki rahşına Cevlân deminde arsa-i âlem gelürdi teng Baş eğdi âb-ı tîğına küffâr-ı Engerüs Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng Yüz yire kodu lûtf ile gül-berg-i ter gibi Sanduka saldı hâzin-i devrân güher gibi (İkinci bend) Hakka ki zîb ü ziynet-i ikbâl ü câh idi Şâh-ı Skender-efser ü Dârâ-sipâh idi Gerdûn ayağı tozuna eylerdi ser-fürû Dünyâya hâk-ı bâr-gehi secde-gâh idi Kem-ter gedâyı az atâsı kılurdu bây Bir lûtfu çok mürevveti çok pâd-şâh idi Hâk-ı cenâb-ı Hazreti der-gâh-ı devleti Fuzl u belâgat ehline ümmîd-gâh idi Hükm-i kazâya virdi rızâyı egerçi kim Şâh-ı kazâ-tüvân ü kader-dest-gâh idi Gerdûn-ı dûna zâr ü zebûn oldu sanmanuz Maksûdu terk-i câh ile kurb-ı İlâh idi Cân ü cihânı gözlerimiz görmese n’ola Rûşen cemâli âleme hurşîd ü mâh idi Hurşîde baksa gözleri halkın dolagelür Zîrâ görünce hâtıra ol meh-likaa gelür (Beşinci bend) Gün doğdu şâh-ı âlem uyanmaz mı hâbdan Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan Yollarda kaldı gözlerimüz gelmedi haber Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-meâbdan Reng-i izârı gitdi yatur kendü huşk-leb Şol gül gibi ki ayru düşübdür gül-âbdan Gâhî hicâb-ı ebre girer Husrevâ felek Yâd eyledikçe lütfunu terler hicâbdan Tıfl-ı şirişki yerlere girsün duâm odur Her kim gamından ağlamaya şeyh u şâbdan Yansun yakılsun âteş-i hecrinle âftâb Derdinle kara çullara girsün sehâbdan Yâd eylesün hünerlerüni kanlar ağlasun Tîğın boyunca kara batsun kırâbdan Derd ü gamınla çâk-i girîban idüb kalem Pirâhenini pâralesün gussadan âlem (Altıncı bend) Tîgın içürdü düşmene zahm-ı zebânları Bahsetmez oldu kimse kesildi lisânları Gördü nihâl-i serv-i ser-efrâz-ı nizeni Ser-keşlik adın anmadı bir daha bânları Her kande bassa pây-semendin nisâr içün Hânlar yolunda cümle revân etdi kanları Deşt-i fenâda murg-ı hevâ durmayub döner Tîgın Hudâ yolunda sebîl itdi cânları Şemşîr gibi rûy-ı zemine taraf taraf Saldın demür kuşaklı cihân pehlevânları Aldun hezâr büt-kedeyi mescid eyledin Nâkuus yerlerinde okutdun ezânları Âhir çalındı kûs-ı rahîl itdin irtihâl Evvel konağın oldu cinân bûstânları Minnet Hudâya iki cihânda kılub saîd Nâm-ı şerîfin eyledi hem gaazi hem şehîd}} {{eser son|kaynak=|telif=

Şiir açıklaması

Bâkî’nin Kanuni Mersiyesi, hükümdarın ölümü karşısında duyulan acıyı ve onun ardından yapılan övgüyü dile getirir. İlk bentte şiir, insanı ad, ün ve dünya meşguliyetlerine bağlayan düşüncelerden uzaklaşmaya çağırır. Ömrün ilkbaharının sona erip yüzün sonbahar yaprağına dönmesi, hayatın geçiciliğini anlatır. Ölümle birlikte eğlence kadehinin taşa dönüşmesi ve son mekânın toprak olması da bu düşünceyi güçlendirir. Şair, kalbin ayna gibi temiz olması gerektiğini söyler; geçmişteki hükümdarın ölümü ise gafletten uyanmak için bir ibret olarak sunulur.

İkinci bentte hükümdar; gücü, cömertliği ve hüner sahiplerine verdiği destekle anılır. En yoksul kişiyi bile bağışlarıyla varlıklı kıldığı söylenirken, devlet kapısı da ilim ve söz ustaları için bir umut yeri olarak gösterilir. Şiirdeki bu övgüler, hükümdarın ardından duyulan kaybı daha belirgin kılar. Gökyüzünün onun ayağının tozuna baş eğmesi gibi ifadeler, büyüklüğünü vurgulayan şiirsel abartılardır.

Beşinci bentte şair, hükümdarın geri dönmesini bekler gibi seslenir: “Gün doğdu şâh-ı âlem uyanmaz mı hâbdan”. Fakat haber gelmez; hükümdarın solgun ve susuz kalmış bir güle benzetilmesi, ölümün ardından duyulan hüznü taşır. Güneş, bulut, gül ve gözyaşı imgeleri yasın doğaya yayıldığı izlenimini verir. Buradaki “meh”, sözlükteki anlamıyla ayı ifade eder ve hükümdarın yüzünü hatırlatan bir imgedir.

Son bentte kılıç ve savaş imgeleri, hükümdarın düşmanlarına karşı gösterdiği gücü anlatır. “Nihâl-i serv” sözü, sözlükteki fidan ve selvi anlamlarıyla, mızrağın uzun ve dik görünüşünü çağrıştırır. Büt-kedelerin mescide çevrilmesi ve ezan okutulması, şiirin hükümdarı dinî mücadeleyle ilişkilendiren övgüsüdür. Sonunda şair, onun ayrılışını bir yolculuk ve konağa varış gibi anlatır; “cinân” sözüyle cennet bahçelerini anar. Böylece mersiye, hem ölümün acısını hem de kaybedilen kişinin yüceltilmesini bir araya getirir.

Açıklama, sözlükteki tanımlardan yararlanılarak yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır.

Metindeki kelimelerin anlamları

abdan
su kabı, kova
serv
selvi, servi
cilve
hoşa gitmek için yapılan davranış, kırıtma, naz
ser
baş
günü
haset
hatıra
bir kişiyi veya olayı anımsatan nesne.
meh
Ay.
mülk
Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal.
sanduka
Mezarın üzerine yerleştirilmiş, tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık
hâk
toprak.
bâr
meyve
her
önüne geldiği ismin benzerlerini "teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı" anlamıyla kapsayacak şekilde genelleştiren söz
zar
ince perde veya örtü
küffar
Müslüman olmayanlar, kâfirler, gâvurlar
bar
Anadolu'nun doğu ve kuzey bölgesinde, en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuşularak oynanan, ağır ritimli bir halk oyunu
nihal
fidan
gâh
ara sıra
gufran
Bağışlama

Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)