Şiir
Sürûd-ı Sehhâr
Sürûd-ı Sehhâr
Güneş.. o tıfl-ı ziyâçehre dogmamıştı henüz;
Olurdu saf bulutlar rîşetırâz;
Kemâl-i nâz ü tereddütle, bîmecâlâne
Olurdu nûr-ı seher arza incilâperdâz;
Küşâde çeşm-i terakkubdu nâşikibâne
Tulû'ı şems-i münîre bütün nişîb ü firâz.
Güzel kadın nefesinden latîf bir nefha
Ederdi tâze gusûnu rehîn-i lerze-i nâz,
Birer şükûfe-i nâlân misâli dilberdi
Gusûn-ı sebz arasında tuyûr-ı zemzemesâz;
Uzakta bir derecikten gelirdi mevzûnen
Sımâh-ı dikkate bir ihtizâz-ı nâz ü niyâz;
Güzel dehenleri taklîd eden güzel güller
Hevâya serper idi bir şemîm-i rûhnevâz.
Bütün melâhatini gösterirdi sanki bahar,
Bahâr... O fasl-ı melâhat, o fasl-ı pür'-i câz.
Bu demde külbeciginden o köylü kız çıktı:
Güneşte yanmış olan pây-ı esmeri çıplak,
Güzergehindeki yerlerse kumlu taşlıktı;
Bir el belinde dayanmış, bir elde kûze-i âb;
Omuzlarında bir eski paçavradan esvâb
Yanaklarında fakat parlıyordu nûr-ı şafak,
Uzun saçında fakat vardı bir hayâl-i ziyâ
Ki eyliyordu serâpâ o cisme bahş-ı bahâ;
Zirâ paçavranın üstünde de güzel görünür!
Sabahleyin uyanınca gidip su doldurmak;
Onun vazifecigi şimdilik budur ancak!
Elinde destigiyle gider gelir dereye;
Eliyle bir dere, bir külbe gösterir şâyed
Sorarsa kendisine bir geçen:
- Kızım nereye?
O çapraşık yolunu pek güzel bilir derenin;
Elinde desticigiyle gider gelir oraya
Ederdi vaktini bir tâze kuş gibi imrâr.
Güzeldi, rûhunu lerzân ederdi her görenin;
Rakîbesi bile eylerdi şüphesiz ikrâr
Ki mâî gözleri bir lücce-i mücellâya
Düşen semâ-yı münevver misâli ma'nidâr
İdi.
Bu gün dahi çıktı o râh-ı tenhâya,
o kumlu taşlık olan yolda etti geşt ü güzâr:
Yolun solunda bir orman durur mehâbetle;
Yolun sagında kemâl-i sükûn u dehşetle
Siyâh servler altında türbeler görünür!
Fakat bu manzaralar eylemez onu tedhîş;
Memâtı, genç olan insan eder mi hiç derpîş,
Seher zamanı zalâm-ı leyâli kim düşünür?...
Lebinde hande vü nagme, devam eder yoluna;
Zaman zaman kelebekler gelir konar yoluna;
Zaman zaman o mehîb ormanın derûnundan
Sehâb-ı zemzemekâr tuyûr olur perrân...
Göründi işte yeşil sâhili güzel derenin:
Uzun bir âyînesi suretinde meşcerenin
Agaçların arasından güzâr edip gidiyor;
Bütün civârına bir tazelik nisâr ediyor.
Ne tatlı zemzeme: ancak bu savtı hâsıl eder
Tesâdüm eylese billûr içinde dürr ü güher!
Suyı görünce kızın gözlerinde oldu 'ıyân
Bir eski dostunu görmüş gibi ziyâ-yı sürûr;
Agaçların arasından yavaşça etti mürûr;
Gelince sahile, oldu civârına nigerân:
Yeşildi daglar, etekler yeşildi, mâî semâ
Olurdu bunların üstünde tül gibi mer'î;
O dilrübâ derenin rengi gök gibi mâî
İdi, bu âlemi yelpazelerde bâl-i sabâ!..
Şu mâî tüll yeşil 'âlemin içinde onu
Kolaydı benzetivermek beyaz bir çicege;
Bir iş mi benzetivermek o rütbe sâf olanı
Yabâni bir çicege, bir perîye, bir melege?
Şu sâf lücce kenarında kaldı, kız hayran
Yavaşça başladı ruhunda gizli bir heyecân...
Bu anda meşcereden bir terâne-i mahzûn
Dagıldı titreyek: bir kaval sesiydi bu ses!
Bu ses gelince kızın gûşuna, lebinde nefes
Kesildi, destini vaz' etti kalbine; zirâ
Kaval çalan çobana oldu görmeden meftûn!
Ona muhabbeti etti bu nagmeler ilhâm;
Göründü rûhuna gûyâ sabah içinde sabah,
Sabâh-ı sâf-ı rebîîde subh-ı sâf-ı garâm!
Cenab Şahabeddin
Metindeki kelimelerin anlamları
- zira
- çünkü
- devam
- sürme, sürüp gitme, kesilmeme, bitmeme
- firaz
- (Denizli ağzı) horoz
- ikrar
- saklamayıp doğruca söyleme, açıkça söyleme
- heyecan
- Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi vb. sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu; teheyyüç
- rütbe
- Subay, astsubay ve polislerin sahip olduğu, astlık üstlük ilişkilerini düzenleyen basamak; paye
- ihtizaz
- titreşme, titreşim
- terane
- Bütün dizeleri uyaklı olan rubailere musarra rubai veya terane denir. Kafiye örgüsü: aaaa
- sabah
- Güneşin doğduğu andan öğleye kadar geçen zaman dilimi.
- lerze
- Titreme, titreyiş
- nefha
- güzel koku
- fakat
- ama, ancak, lâkin
- saba
- Klasik Türk müziğinde bir birleşik makam.
- her
- önüne geldiği ismin benzerlerini "teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı" anlamıyla kapsayacak şekilde genelleştiren söz
- düşünür
- genel sorunlar üzerine yeni ve kendine özgü düşünceleri olan kimse, düşünücü, mütefekkir
- eliyle
- aracılığıyla, marifetiyle, tarafından
- kelebekler
- Pul kanatlılar
- şimdilik
- Şimdiki durumda veya zamanda, şimdiki zaman için, şu duruma göre
Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)