Şiir
Yakazât-ı Leyliyye
Gel bu akşam da ser-be-ser, güzelim
İhtizâzât-ı leyli dinleyelim;
Tâ uzaklarda işte bir piyano
Taze parmakların temâsıyla
Ağlıyor bin hazan hevâsıyla...
Dinle ey yârim işte ağlayan o
Gecenin ka'r-ı pür-sükûnunda,
Zulmet-i ebkemin derûnunda.
Gâh onun ihtizâz-ı hestiyle
Mütevahhiş, hazîn, rakîk ü nizâr
Dağılır cevve bir sürûd-ı hezâr..
Gâh onun irtiâş-ı mestiyle
Dolaşır kâinât-ı nâimeyi
Bİr umûmî şehik-i tenhâyî...
Onu kim dest-i râ'şe-dâriyle
Çalıyor, perde perde inletiyor?
Onu kim böyle gamla söyletiyor?
Tellerin lahn-ı inkisâriyle
Hangi metrûke böyle eğleniyor,
Hangi mâtem bu sesle söyleniyor?
Gâh olur ince, nâzenîn bir ses
Leyl içinde sürüklenir, inler;
Onu zulmet, sükût ile, dinler...
Gâh olur bir figân-ı tîz-heves
Bütün a'sâb-ı kâinâtı gerer;
Sonra bir şehka-i bükâ olarak
Düşer âgûş-ı leyl-i târike,
Çalışır rûh-ı samtı tahrîke...
Sonra tedrîcen alçalıp solarak
O kadar pest olur ki öksürererk
Zannedersin tebâh olup gidecek...
Sonra baygın, kesik sükût eyler;
Mûsikî-i sükûtu okşayacak
Bir enîn-i hafi kalır ancak...
Kim bilir, kim bilir neler söyler
Bu süreksiz, hevesli zemzemeler,
Bu susup durma, sonra söylemeler,
Bu nevâzişli, nazlı, boş nagamât,
Bu rekâket, bu lüknet-i elhân,
Bu tereddüdlü mûsiki-i figân,
BU yarım cümleler, yarım kelîmat;
Belki leyl-i hâmuşa yalvarıyor,
Belki bir tûf-ı tesliyet arıyor.
Gâh mestâne bir şetâretle
Bâd-ı pür-gûyu eyliyor taklîd,
Uçuyor cevve pür-hayâl ü ümîd..
Gâh bir mugşiyâne hâletle
İnliyor muntazır, zebûn u harâb;
Oluyor can-be-leb tuyûra cevab...
Tâ uzaklarda işte bir piyano;
Onu bî-şübhe bir kadın çalıyor,
Mûsikiden cevâb-ı ye's alıyor...
Dinle ey rûhum işte ağlayan o.
Metindeki kelimelerin anlamları
- lüknet
- Dilde pelteklik, tutukluk
- sükût
- sessizlik
- figan
- Bağırarak ağlama, inleme
- ihtizaz
- titreşme, titreşim
- perde
- görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü
- rekaket
- Kekemelik, pepemelik
- bad
- rüzgâr, yel
- zulmet
- karanlık
- gâh
- ara sıra
- ser
- baş
- belki
- Muhtemel olarak; belkim, herhâlde.
- heves
- istek, eğilim, arzu, şevk
- hevesli
- şeye, işe istek duyan veya merak sarmış olan, istekli, heveskâr
- kainat
- kâinat kavramının yanlış kullanımı
- piyano
- klavyeli, telli, değişik tuşlara basılarak çalınan ağır ve büyük çalgı
- mestane
- Sarhoş gibi, kendinden geçmişçesine
- olarak
- diye, yerine
- ağlayan
- dolu yağmadan 4-5 dakika önce duyulan ses, uğultu
Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)