Ünlü söz
“Çünkü şiddetin kullanıldığı ve zararın verildiği her yerde, bunu yapanlar adaleti uygulamakla görevlendirilmiş eller olsalar bile, bu yine de şiddet ve zarardır; yasanın adı, bahaneleri veya biçimleriyle ne kadar süslenirse süslensin. Yasanın amacı, masumları, kendi altındaki herkese tarafsızca uygulanarak korumak ve haklarını iade etmektir; bu içtenlikle yapılmadığı her yerde, acı çekenlere karşı savaş açılmış olur; onların yeryüzünde haklarını arayacakları bir merci kalmadığından, bu gibi durumlarda tek çare olan göğe başvurmaya terk edilirler.”
— John Locke (1632 – 1704)
İngilizce aslı
For wherever violence is used, and injury done, though by hands appointed to administer Justice, it is still violence and injury, however colour'd with the Name, Pretences, or Forms of Law, the end whereof being to protect and redress the innocent, by an unbiassed application of it, to all who are under it; wherever that is not bona fide done, War is made upon the Sufferers, who having no appeal on Earth to right them, they are left to the only remedy in such Cases, an appeal to Heaven.
Ne anlatıyor?
Locke burada yasanın ve devlet gücünün meşruiyetinin temelini sorguluyor. Ona göre yasa, biçimsel adı ve görünüşü ne olursa olsun, masumları korumak ve tarafsız biçimde uygulanmak zorundadır. Yasa adına hareket eden bir otorite bile bunu yapmadığında, ortada gerçek bir adalet değil, fiilen şiddet ve zarar verme vardır. Bu durumda yasadan beklenen koruma kalkmış olur; mağdur, kendisini koruması gereken kurum tarafından ezilen bir konuma düşer.
"Göğe başvurmak" ifadesi, erken modern dönem İngiliz siyasal düşüncesinde önemli bir kavramdır. Locke'un çağdaşlarında ve ondan önceki tartışmalarda bu ifade, dünyevi bütün çareler tükendiğinde Tanrı'nın yargısına sığınmayı, yani mevcut otoriteye karşı direnme hakkını meşrulaştıran bir son çareyi anlatır. Locke, devlet gücü yurttaşlarına karşı savaş durumuna düştüğünde, halkın direnme hakkının doğduğunu savunur.
Bu söz, günümüzde hukuk devleti, gücün kötüye kullanılması ve meşru direniş tartışmaları açısından hâlâ çarpıcıdır. Yasanın salt biçimsel varlığının adaleti garantilemediğini, adaletin ancak tarafsız ve koruyucu biçimde işlemesiyle anlam kazandığını hatırlatır.
Hangi bağlamda söylendi?
Locke'un İki Yönetim Üzerine İnceleme adlı eserinin İkinci İnceleme bölümünde, "Savaş Durumu" başlıklı üçüncü bölümde yer alır. 1689'da yayımlanan bu eser, mutlak monarşiye karşı anayasal yönetimi ve doğal hakları savunur; Locke burada yasanın amacına aykırı güç kullanımının nasıl bir savaş durumu yarattığını tartışır.
Kaynak
- Künye: Two Treatises of Government. The Second Treatise. Chapter 3: The State of War, §20 p. 281 books.google
- Kaynak bağlantısı: https://en.wikiquote.org/wiki/John_Locke
- Özgün metin lisansı: CC BY-SA 4.0 — Wikiquote
Türkçe çeviri ve yorum 2W’nin özgün çalışmasıdır; yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır. Hata görürseniz bize bildirin.
Konular
İlgili sözler
“Katoliklerin de başkaları kadar iyi tebaa olabilecekleri varsayılabiliyorsa, onlara da eşit biçimde hoşgörü gösterilebilir... Eğer hükümdar tüm tebaayı eşit biçimde destekler ve görevlendirirse, Katoliklerin de eşit bir hakkı olur.”
— John Locke (1632 – 1704)
“Aklı terk etmiş bir suçlu, bir kimseye karşı işlediği haksız şiddet ve katl ile bütün insanlığa savaş açmıştır; bu yüzden, insanların kendisiyle ne toplum ne de güvenlik içinde yaşayabileceği vahşi yırtıcı hayvanlardan biri olan aslan ya da kaplan gibi yok edilebilir. Ve doğanın büyük yasası şu temele dayanır: "Kim insan kanı dökerse, onun kanı da insan tarafından dökülecektir."”
— John Locke (1632 – 1704)
“Mutlak, keyfi iktidardan bu özgürlük, insanın kendini koruması için o kadar zorunludur ve onunla o kadar sıkı bağlıdır ki, insan ondan ancak kendini korumasını ve yaşamını birlikte kaybettiğinde ayrılabilir. Çünkü kendi yaşamı üzerinde iktidarı olmayan insan, ne bir sözleşmeyle ne de kendi rızasıyla kendisini kimseye köle edebilir, ne de bir başkasının, dilediği zaman yaşamını elinden alacak mutlak, keyfi iktidarı altına girebilir.”
— John Locke (1632 – 1704)
“İnsanlar, söylendiği gibi, doğaları gereği özgür, eşit ve bağımsız olduklarından, hiç kimse kendi rızası olmadan bu durumdan çıkarılıp bir başkasının siyasal iktidarına tabi kılınamaz.”
— John Locke (1632 – 1704)
“Ve yasa yapma gücüne sahip olan aynı kişilerin, bu yasaları uygulama gücünü de ellerinde bulundurmaları, insan zafiyeti için fazla büyük bir ayartı olabileceğinden — ki bu zafiyet iktidara sarılmaya yatkındır — böylece kendilerini yaptıkları yasalara itaatten muaf tutabilir, yasayı hem yapılışında hem uygulanışında kendi özel çıkarlarına uydurabilirler...”
— John Locke (1632 – 1704)
“Ama insanları isyancı kaynaşmalara toplayan yalnızca tek bir şey vardır: baskı.”
— John Locke (1632 – 1704)