İçeriğe geç
2Wsözlük

Şiir

Yâr-ı Nâim

Süleyman Nazif · Süleyman Nazif kimdir?

Paylaş:WhatsAppXFacebookTelegram
Ne o çehrende ân be ân kararan ?.. Beni korkuttu gördüğün rü'yâ!.. O karanlık, ölümlü uykundan, Söyle Bağdâd, uyanmadın mı daha?.. Ufk ağarmış, güneş doğar, belki Yine her yer şükûfe-zâra döner; Bu huzûzât içinde akşamki Elem-i müştail de belki söner!.. Ben emînim, bu mâtemî firkat Geçecektir.. Yine (Behişt-âbâd) Olacaksın... emînim., âh fakat!.. Yar ü ağyâr önünde ey Bağdâd. Hasm-ı âmâle, düşmen-i hisse Çiğnetüb durma hurmalıklarını, Adelâtın takallüs eylemese, Duymasam gizli hıçkırıklarını. Seni ölmüş.. ve büsbütün ölmüş Sanarak münkesir, harâb olurum; Bizi de öldürür diğer bir ölüş, Yani senden müebbeden mahrûm Yaşamak en fecî ölümlerden Daha dehşetli bir musîbet olur... istemem ben ilâh-ı ekberden Böyle bir ömr-i kâhir u makhûr!.. (Ben eminim!..) demiştim, âh fakat!.. Bazan aylar geçer de hep mahmûm, Kalırım bir tarafta bî-tâkat. . Seni gördükçe böyle korkuyorum!. (Uyanırsın!..) dedim, fakat heyhât!.. Ka'rı mahşer kadar derin uyku, Çırpınır çehresinde zıll-ı memât, Sanki hemşîre-i eceldir bu!.. Yine gördüm bu şeb Süleymân'ı, -Vardı mâtem nişânı tâcında, Titriyordu erîke-i şânı Vatanın pîş-i ihtilâcında- Dedim: -Ey fâtih-i güzîn-i Irâk, -Ey Fuzûlî kasîde-sâzı olan!..- Geçecek mi bu devr-i cevr-i firak?.. Yoksa, sen söyle, ey büyük Sultân. Ebedî mi bu hâl-i hevl-engîz, Bu tezelzül, bu ye's ü izmihlâl ?.. Muhtecib âr içinde mâzîmiz, Muhtefî korkusundan istikbâl!...

Şiir açıklaması

Süleyman Nazif’in “Yâr-ı Nâim” şiirinde konuşan kişi, Bağdat’a seslenir ve kenti karanlık, ölüm duygusu taşıyan bir uykuda tasvir eder. “Söyle Bağdâd, uyanmadın mı daha?” sorusu, şehrin içinde bulunduğu ağır hâlden kurtulacağına dair bir çağrı ve beklentidir. Bağdat’ın yüzünün kararması, uykusu ve sessiz hıçkırıkları; yasın, acının ve yıkım korkusunun imgeleridir.

Şair önce ufkun ağarmasını, güneşin doğmasını ve çevrenin yeniden çiçeklerle dolmasını umar. Böyle bir yenilenmenin geçmişteki elemi, yani acıyı dindirebileceğini düşünür. Bağdat’la arasındaki firkat, ayrılık, geçecektir der; fakat kentin başkalarının önünde ezilmesinden ve hurmalıklarının çiğnenmesinden korkar. “Takallüs” kasılma demektir; bu sözcük, Bağdat’ın beden gibi gerilip acı çektiği izlenimini güçlendirir.

Bağdat’ın bütünüyle öldüğünü sanmak, konuşan kişiyi de yıkıma sürükler. Şiirde ölüm yalnızca yaşamın sona ermesi değildir: Bağdat’tan sonsuza dek mahrum kalmak da yaşarken çekilecek korkunç bir felaket olarak anlatılır. “Takat” güç ve derman anlamındadır; şairin zaman zaman takatsiz kalması, umuduna rağmen duyduğu çaresizliği gösterir. Yine de kentin uyanacağına inanmak ister.

Son bölümde görülen Süleyman, tacındaki yas işareti ve titreyen tahtıyla vatanın sarsıntısını temsil eden bir görüntü olarak sunulur. Şair ona seslenip bu korkunç hâlin, sarsılmanın, umutsuzluğun ve çöküşün kalıcı olup olmadığını sorar. Şiirin ana düşüncesi, Bağdat’ın ve vatanın yıkımına duyulan derin kaygı ile kurtuluş umudunun yan yana var olmasıdır; geçmişin utanç içinde saklanması ve geleceğin korkuyla gizlenmesi ise bu kaygıyı belirginleştirir.

Açıklama, sözlükteki tanımlardan yararlanılarak yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır.

Metindeki kelimelerin anlamları

izmihlal
yıkılma, çökme
takat
bir şeyi yapabilme, başarabilme gücü, güç, hâl, derman, kuvvet
firkat
Ayrılış, ayrılık
tezelzül
Sarsılma, sallanma
yani
"demek oluyor ki" anlamlarında söz
elem
acı, dert
firak
Ayrılış, ayrılık
hâl
bir şeyin içinde bulunduğu şartların veya taşıdığı vasıfların hepsi
memat
ölüm
takallüs
kasılma
ağyar
eller
istikbal
gelecek
belki
Muhtemel olarak; belkim, herhâlde.
hep
hiçbiri dışta tutulmamak veya eksik olmamak üzere, bütün, tüm olarak
şeb
gece
fakat
ama, ancak, lâkin
her
önüne geldiği ismin benzerlerini "teker teker hepsi, birer birer hepsi, birer birer tamamı" anlamıyla kapsayacak şekilde genelleştiren söz

Metin: Vikikaynak · Kamu malı (telif süresi dolmuş eser)