Ünlü söz
“Kendine gerektiği kadar, ama gerektiğinden fazla değer vermeyen kişi, başkalarından hakkı olduğunu düşündüğü saygıyı görmekte nadiren başarısız olur. Hakkı olandan fazlasını istemez ve onunla tam bir tatmin içinde yetinir.”
— Adam Smith (1723 – 1790)
İngilizce aslı
The man who esteems himself as he ought, and no more than he ought, seldom fails to obtain from other people all the esteem that he himself thinks due. He desires no more than is due to him, and he rests upon it with complete satisfaction.
Ne anlatıyor?
Bu söz, Adam Smith'in kendine saygı ile kibir arasında çizdiği sınırı anlatır. Kendini olduğu gibi değerlendiren, ne eksik ne fazla bir paha biçen kişi, başkalarından beklediği saygının karşılığını genellikle görür. Smith'e göre bu tutumun kaynağı, kişinin kendine biçtiği değerin aşırılıktan uzak, gerçekçi olmasıdır. Kendini olduğundan fazla gören kişi, hak etmediği bir saygı talep eder ve hayal kırıklığına uğrar; kendini gereğinden az gören kişi ise hak ettiği saygıyı dahi aramaktan çekinir.
İkinci cümlede Smith, sağlıklı bir öz saygının doyum verici niteliğini vurgular. Hakkı olan saygıyı isteyen ve ondan fazlasına göz dikmeyen kişi, elde ettiğiyle tam bir tatmin duyar. Bu, sürekli daha fazlasını isteyen, başkalarının takdirini abartılı biçimde arayan kişinin huzursuzluğuyla karşıtlık içindedir.
Söz, erdemin Smith'in düşüncesindeki temel ölçüsü olan 'uygunluk' (propriety) fikrini yansıtır. Duygular ve eylemler, duruma ve nesneye uygun olduğu ölçüde erdemlidir. Kendine değer biçmek de aynı kurala tabidir: Aşırıya kaçmadan, duruma uygun bir öz değerlendirme, hem kişinin iç huzurunu hem de toplumsal ilişkilerdeki sağlıklı dengeyi mümkün kılar.
Hangi bağlamda söylendi?
Bu söz, Adam Smith'in 'Ahlaki Duygular Kuramı' (The Theory of Moral Sentiments) adlı eserinin altıncı bölümünden alınmıştır. Bu bölümde Smith, erdemli karakterin oluşumunu, kişisel özellikler ve ahlaki görevler çerçevesinde inceler. Alıntının geçtiği üçüncü kısım, kişinin kendi mutluluğu üzerindeki denetimini ve öz saygı ile kibir arasındaki ayrımı tartışır. Smith burada Stoacıların öz denetim ve kendini gerçekçi değerlendirme fikirleriyle de ilişki kurarak ahlaki davranışın toplum içindeki yansımalarını gösterir.
Kaynak
- Eser: Part VI
- Künye: Section III.
- Kaynak bağlantısı: https://en.wikiquote.org/wiki/Adam_Smith
- Özgün metin lisansı: CC BY-SA 4.0 — Wikiquote
Türkçe çeviri ve yorum 2W’nin özgün çalışmasıdır; yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır. Hata görürseniz bize bildirin.
Konular
İlgili sözler
“İnsanın ne kadar bencil olduğu varsayılırsa varsayılsın, doğasında, onu başkalarının talihiyle ilgilendiren ve başkalarının mutluluğunu, onu görmekten aldığı hazdan başka bir şey elde etmese bile kendisi için gerekli kılan birtakım ilkeler olduğu açıktır.”
— Adam Smith (1723 – 1790)
“Dolayısıyla toplum ve sohbet, zihin herhangi bir zamanda talihsiz bir şekilde dinginliğini kaybetmişse onu yeniden kazanmanın en güçlü çareleri olduğu gibi; öz tatmin ve haz için bu denli gerekli olan o dengeli ve mutlu mizacın da en iyi koruyucularıdır. İnziva ve derin düşünce insanları, ister keder ister kırgınlık üzerine evde kara kara düşünmeye yatkın olanlar, çoğu zaman daha fazla insaniyete, daha fazla cömertliğe ve daha ince bir onur duygusuna sahip olsalar da, dünya adamları arasında bu denli yaygın olan o mizaç dengesine nadiren sahiptirler.”
— Adam Smith (1723 – 1790)
“Bedenin rahatlığı ve zihnin huzuru bakımından, hayatın bütün farklı katmanları neredeyse aynı düzeydedir ve yol kenarında güneşlenen dilenci, kralların uğrunda savaştığı o güvenliğe sahiptir.”
— Adam Smith (1723 – 1790)
“Büyük mesele, her zaman görürüz ki, para kazanmaktır.”
— Adam Smith (1723 – 1790)
“İnsanlığın yöneticilerinin şiddeti ve adaletsizliği kadim bir kötülüktür; korkarım ki insan meselelerinin doğası bunun için neredeyse hiçbir çare kabul etmez.”
— Adam Smith (1723 – 1790)
“Zavallı David Hume çok hızlı ölüyor, ama büyük bir neşe ve iyi mizahla ve şeylerin zorunlu akışına, herhangi bir sızlanan Hıristiyanın Tanrı'nın iradesine sahte bir teslimiyetle öldüğünden daha gerçek bir teslimiyetle.”
— Adam Smith (1723 – 1790)