Biyografi
Nâbi
1642 – 1712 · Divan şiiri
Divan şiirinin hikemî üslubunu kuran, Urfa doğumlu şair; Hayriyye ve Fetihnâme-i Kamaniçe'nin yazarı.
Nâbi kimdir?
Nâbî, 17. yüzyılın ikinci yarısı ile 18. yüzyılın başında yaşamış, Divan şiirinin en belirgin üslup kurucularından biri sayılan bir şairdir. Asıl adı Yusuf olan Nâbî, edebiyat tarihimizde daha çok öğüt veren, düşündüren, toplumsal eleştiriye açık "hikemî" söyleyişin öncüsü olarak anılır. Gazelleri, kasideleri ve mesnevileriyle geniş bir yelpazede ürün vermiş; yaşadığı dönemin olaylarına, devlet adamlarının tutumlarına ve toplum hayatındaki aksaklıklara şiirinde yer vermiştir.
Kaynaklara göre 1642'de Urfa'da doğmuştur. Genç yaşta İstanbul'a gelerek öğrenim görmüş, dönemin ilim ve edebiyat çevrelerine girmiştir. IV. Mehmed'in Edirne sarayı çevresinde bulunan şairler arasına katılmış, padişahın av partilerinde bulunmuş ve 1672'deki Lehistan seferine katılarak Kamaniçe'nin fethine tanıklık etmiştir. Bu sefer üzerine kaleme aldığı Fetihnâme-i Kamaniçe, onun ilk müstakil eseri olarak bilinir. 1679'da hac yolculuğuna çıkmış, dönüşünde Mustafa Paşa'ya kethüda olmuş ve bu yolculuğunu Tuhfetü'l-Harameyn adlı eserinde anlatmıştır.
Hayatının önemli bir bölümü Halep'te geçmiştir. Uzun süre burada kalan şair, oğlu Ebulhayr için 1701'de Hayriyye adlı mesnevisini yazmıştır. Bu eser, bir babanın oğluna öğütleri biçiminde düzenlenmiş, ahlak, eğitim ve toplumsal hayata dair görüşlerini yansıtan didaktik bir metindir. Halep'te bulunduğu yıllarda devletin merkezindeki gelişmeleri de izlemiş; II. Süleyman ve II. Ahmed'in tahta çıkışlarına sessiz kalmış, buna karşılık II. Mustafa'nın cülusunu bir kasideyle kutlamıştır. Baltacı Mehmed Paşa ile birlikte İstanbul'a dönmüş, darphane eminliği ve başmukabelecilik gibi görevlere getirilmiştir. İstanbul'a döndükten yaklaşık iki yıl sonra, 13 Nisan 1712'de vefat etmiştir.
Şiirinde gazel, kaside, mesnevi gibi klasik nazım biçimlerini kullanmış; aruz veznini Divan geleneğinin kalıpları içinde işlemiştir. Dil bakımından dönemine göre sade sayılabilecek bir söyleyişi tercih ettiği, halk deyişlerinden ve atasözlerine yakın ifadelerden yararlandığı belirtilir. Gazellerinde aşk ve güzellik motifleri görülse de onu öne çıkaran yön, düşünceyi ön plana alan, ders veren, okuyucuyu sorgulamaya yönelten beyitleridir. Toplumdaki bozulmaları, makam ve mevki tutkusunu, riyakârlığı eleştiren dizeleriyle Divan şiirine yeni bir tematik açılım kazandırmıştır.
Başlıca eserleri arasında Fetihnâme-i Kamaniçe, hac yolculuğunu anlatan Tuhfetü'l-Harameyn ve oğluna öğütlerden oluşan Hayriyye yer alır. Bunların yanında divanı, çeşitli kaside ve gazelleri, tarih ve münşeat türünde metinleri de bulunur. Şiirlerinde dönemin olaylarını konu alan beyitleri, onun yalnızca bir gazel şairi değil, aynı zamanda yaşadığı çağın tanığı ve yorumcusu olduğunu gösterir.
Nâbî'nin etkisi, kendisinden sonra gelen şairlerde belirgin biçimde görülür. Divan şiirinde "hikemî üslup" denilen, düşünce ve öğüdü öne çıkaran çizginin kurucusu kabul edilir; bu üslup 18. yüzyıl şairleri arasında izleyici bulmuştur. Hayriyye gibi eserleri hem edebî hem de eğitim tarihi açısından ilgi çekmiş, oğula öğüt geleneğinin önemli örnekleri arasında sayılmıştır. Şiirlerindeki eleştirel ton ve toplumsal gözlem, Divan edebiyatının yalnızca kalıplaşmış aşk temasına indirgenemeyeceğini gösteren örnekler arasında değerlendirilir.
Bu biyografi, Vikipedi bilgilerinden yararlanılarak yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır; hatalı bir bilgi görürseniz bize yazın.
Nâbi eserleri
Sitemizde Nâbi adına kayıtlı 13 eser; tam metinleri ve eski kelimelerin anlamlarıyla.
Nâbi şiirleri (13)
- Bezm-i Safâya Sâgar-ı Sahbâ Gelür Gider
- Bir Devlet İçün Çarha Temennâdan Usandık
- Yâre Varsun Peyk-i Nâlem Âh ü Zânm Söylesün
- Beni Şâd Eylemedin Sen Dahi Nâ-şâd Olasın
- Ey Nâme Sen Ol Mâh-likaadan mı Gelürsün
- Gül-sitân-ı Dehre Geldik Reng Yok Bû Kalmamış
- Bir Dil ki bî Mahabbet Ola Merhamet M'olur
- Bâğ-ı Dehrin Hem Hazânın Hem Bahârın Görmüşüz
- Gerçi Gencîne-i Âlemde Cevahir Bulunur
- Gül Gül-şeni Terk Eyledi Sohbet Sana Kaldı
- Ne Dâde-i Mahlûka Ne Sîm-ü Zere Minnet
- Nedir Ey Şûh Bu Bî-hûde Gazab N'oldu Sana