Adalet üzerine sözler
309 söz.
“Bu arada söyleyeyim: Yahudi sorunu bütünüyle yalnızca ulusal devletler içinde vardır; çünkü buralarda onların faaliyet gücü ve daha yüksek zekâsı, uzun bir acı okulunda kuşaktan kuşağa biriktirdikleri tinsel ve istemsel sermaye, kıskançlık ve nefret uyandıracak ölçüde ağır basmak zorundadır; öyle ki bugün hemen bütün uluslarda -ve bunlar kendilerini ne kadar ulusal olarak doğururlarsa o kadar çok- Yahudileri her türlü kamusal ve içsel kötülüğün günah keçisi olarak mezbahaya götürme yolundaki yazınsal kabalık giderek yaygınlaşmaktadır.”
— Friedrich Nietzsche (1844 – 1900)
“Adaletsizlik hiçbir zaman eşit olmayan haklarda değil, 'eşit' haklar talep etmekte yatar.”
— Friedrich Nietzsche (1844 – 1900)
“Adlî siyasetimizin esası, «Zamanın değişmesi ile hükümlerin dahi değişmesi lâzım geleceği inkâr olunmaz.» kaidesidir.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Bugünün ihtiyaçlarına uygun kanun yapmak ve onu iyi uygulamak refah ve ilerleme vasıtalarının en mühimlerindendir.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“En iyi fertler kendinden ziyade mensup olduğu toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren insanlardır.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Hakikaten memlekete hizmet etmek isteyenlerin kalbi açık olmalıdır; açık söylemelidir. Millet ile, milleti sevk ve idare edenler çok açık görüşmelidirler. Olan şeyler ve yapılacak şeyler olduğu gibi ifade olunmalıdır. Yoksa safsatalar ile milleti aldatmak, onu birbirine düşürmek demektir. Kuralımız, daima millete karşı gerçekleri ifade olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Her ne suretle olursa olsun, hizmet edenler milletten büyük mükâfatlar bekliyorsa katiyen doğru bir harekette bulunmuş olmazlar. Milletten çok şey istememeliyiz. Hizmet edenler, namus vazifelerini yerine getirmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“İleri hükûmetçiliğin şiarı, halkı, kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“İleri hükûmetçiliğin ayırıcı özelliği halkı, kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Büyük küçük bütün cumhuriyet memurlarında bu zihniyetin en geniş ölçüde gelişmesine önem vermek, çok yerinde olur.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“İnsanlar, toplumsal hayatta haklardan ve görevlerden örülmüş bir ağ içinde düşünülebilir. İnsanlar insan kaldıkça bu ağdan çıkamazlar.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Kapitülasyonların hiçbir kısmına istisnayı kabul etmiyoruz. Adlî, malî veya askerî kapitülasyonların hiçbirini tanımıyoruz. (1922)”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Bildiğiniz gibi, milletimiz yüzyıllardan beri iki kuvvetin, iki baskıcı kuvvetin, iki yıkıcı kuvvetin baskısı altında acı çekmekte ve üzülmekteydi. O kuvvetlerden biri; doğrudan doğruya memleket ve milleti yönetmek iddiasında bulunan baskıcılar, ikincisi; bütün bir emperyalist ve kapitalist dünyasıdır.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Memleket işlerinde, millet işlerinde, gerçek işlerde duyguya, hatıra, kardeşliğe ve dostluğa bakılmaz.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Samimî ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir.”
— Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938)
“Çinlilerin, aşağılık bir tabiatın icat edebileceği her türlü adi ve korkakça yöntemle aşağılanıp kötü muamele gördüğüne şahit oldum; ama hiçbir polisin bu işe karıştığını görmedim ve bu şekilde kendilerine yapılan haksızlıklar için bir Çinlinin bir mahkemede hakkını aldığını da hiç görmedim.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Eskiden, bir adam öldürdüyseniz deli olmanız mümkündü—ama şimdi, dostlarınız ve paranız varken bir adam öldürürseniz, bu sizin bir deli olduğunuzun kanıtıdır.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Bu delilik savunması epey yaygınlaşmıyor mu? O kadar yaygın değil mi ki, okur mahkemelere gelen her ceza davasında onun sunulacağını güvenle bekliyor? [...] Gerçekten, şimdi istediğimiz şey suça karşı yasalar değil, deliliğe karşı bir yasadır.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Krallık makamı saygıyı hak etmez; başlangıçta haydut yöntemleriyle elde edilmiştir; sürekli tekrarlanan bir suç olarak kalmıştır ve bir suçun simgesinden başka bir şey olamaz. Bir korsanın bayrağından daha fazla saygıyı hak etmez. Bir hükümdar (iyi ya da kötü), iyiyse, suçları arasında pazar okulu işleten bir korsana gösterdiğimiz saygıyı hak eder; kötüyse (ya da tamamen etkisizse) hiçbir saygıyı hak etmez.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Yasalar kumdur, âdetler kayadır. Yasalardan kaçınılabilir ve cezadan kurtulunabilir, ama açıkça çiğnenen bir âdet kesin ceza getirir.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Şeytan'a karşı özel bir sevgim yok; ama en azından ona karşı bir önyargım olmadığını söyleyebilirim. Hatta adil yargılanmadığı için biraz ondan yana eğilimli bile olabilirim. Bütün dinler ona karşı kutsal kitaplar yayımlar ve hakkında en incitici şeyleri söyler, ama onun tarafını asla dinlemeyiz. Elimizde yalnızca iddia makamının kanıtları var; yine de hükmü çoktan verdik. Bana kalırsa bu usule aykırıdır. İngilizlere özgü değildir, Amerikalılara özgü değildir; Fransızlara özgüdür.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Yahudi, hiçbir ülkenin huzurunu bozan biri değildir. Düşmanları bile bunu kabul edecektir. O bir aylak değildir, ayyaş değildir, gürültücü değildir, kavgacı ya da ayaklanmacı değildir, hırçın değildir. Suç istatistiklerinde onun varlığı göze çarpacak kadar nadirdir — bütün ülkelerde. Cinayet ve diğer şiddet suçlarıyla pek az işi vardır: cellat ona yabancıdır. Polis mahkemesinin her gün uzayıp giden "saldırı" ve "sarhoş ve rahatsızlık verenler" listesinde adı nadiren görülür ...”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Bu gerçeklerin hepsi, Yahudinin iyi ve düzenli bir yurttaş olduğu önermesinin olumlu hanesine yazılır. Özetlendiğinde, onun sessiz, barışçıl, çalışkan, ağır suçlara ve gaddar eğilimlere bulaşmayan biri olduğunu; aile hayatının övgüye değer olduğunu; kamu hayır kurumlarına yük olmadığını; dilenci olmadığını; hayırseverlikte rekabetin erişemeyeceği bir yerde olduğunu doğrularlar. Bunlar, iyi yurttaşlığın ta kendisidir.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Yahudinin bir de öteki yüzü vardır. Bazı utanç verici alışkanlıkları vardır, ama bunların tekelini elinde tutmaz... Çeşitli küçük dolandırıcılık biçimleriyle, ezici tefecilik yapmakla, sigortayı almak için kendini yakmakla, ona çıkış kapısı bırakan ama karşıdaki adamı içeri kilitleyen kurnaz sözleşmeler düzenlemekle ve mahkeme ile jüri onun yasanın ruhunu ihlal ettiğini çok iyi bilirken, onu yasanın dar lafzının hemen içinde güvende ve rahat bırakan akıllıca kaçamaklarla tanınır.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Aktif bir ayrıcalık olarak [ifade özgürlüğü], cinayet işleme ayrıcalığıyla aynı sıradadır: Sonuçlarına katlanmaya razıysak kullanabiliriz. Cinayet hem biçimde hem fiilen yasaktır; ifade özgürlüğü biçimde tanınır ama fiilen yasaktır. Yaygın değerlendirmeye göre ikisi de suçtur ve tüm uygar halklarca derin bir nefretle karşılanır. Cinayet bazen cezalandırılır, ifade özgürlüğü her zaman.”
— Mark Twain (1835 – 1910)
“Dick Nixon, bu ülkede bir siyasetçinin başına gelen en kötü basın muamelesinin kurbanıdır. Helen Gahagan Douglas yarışında ona yaptıkları iğrençti.”
— John F. Kennedy (1917 – 1963)
“Aydınlık eski gün yeniden doğuyor; çığlık yankılanıyor ülkede, İngiltere'de pahalı ekmek olacak—İrlanda'da kılıç ve kızgın demir; Ve yoksulluk ve cehalet zengini ve soyluyu büyütecek, Öyleyse toplanın yöneticilerin etrafına, o nazik demir elleriyle, O güzelim eski İngiliz Muhafazakâr günlerinin; Selam olsun gelecek zamana!”
— Charles Dickens (1812 – 1870)
“Ah, bırakalım mesleklerimizi sevelim, Beyefendiyi ve akrabalarını takdis edelim, Günlük tayınımızla yaşayalım, Ve her zaman haddimizi bilelim.”
— Charles Dickens (1812 – 1870)
“Paranın satın alabileceği nezaket, hiç parası olmayanlara nadiren gösterilir.”
— Charles Dickens (1812 – 1870)