
Alexander Gardner · Public domain · kaynak
Abraham Lincoln kimdir?
Abraham Lincoln, 1861'den 1865'e kadar Amerika Birleşik Devletleri'nin 16. başkanı olarak görev yapmış Amerikalı siyasetçi ve hukukçudur. Başkanlığı, Amerikan İç Savaşı'nın en kritik dönemine denk gelmiş; Lincoln, ulusal birliği savunarak savaşı kazanmış, köleliğin kaldırılmasına öncülük etmiş ve ABD ekonomisinin modernleştirilmesinde önemli adımlar atmıştır. Cumhuriyetçi Parti'den seçilen ilk başkan olması da onu Amerikan siyasi tarihinde ayrı bir yere koyar.
12 Şubat 1809'da Kentucky'de doğan Lincoln, yaşamının erken dönemlerinden itibaren hukuk ve siyasetle iç içe olmuştur. Meslek hayatına avukatlık ve postane müdürlüğü gibi görevlerle başlamış, ardından savcılık yapmıştır. Illinois Temsilciler Meclisi üyeliği ve bir dönem ABD Temsilciler Meclisi üyeliği görevlerinde bulunmuş; iki kez ABD Senatosu'na girmek için aday olsa da bu girişimlerinde başarılı olamamıştır. Bu siyasi deneyimler, onun ulusal meselelere bakışını şekillendirmiş ve ilerideki başkanlık kariyerine zemin hazırlamıştır.
Lincoln, ABD'de köleliğe karşı olduğunu açıkça dile getiren bir siyasetçi olarak öne çıkmıştır. 1860 yılında başkanlık için resmen adaylığını koymuş, ertesi yıl yapılan seçimde oyların büyük çoğunluğunu alarak Cumhuriyetçi Parti'den seçilen ilk ABD başkanı olmuştur. Başkanlığı sırasında patlak veren Amerikan İç Savaşı'nda Amerika Konfedere Devletleri'ne karşı mücadele etmiş, ABD birliğini anayasal bir bütün olarak savunmuştur. Savaşın seyri içinde Birleşik Devletler ordusunu yönetmiş ve nihayetinde önemli bir zafer kazanmıştır.
Lincoln'ün başkanlık döneminin en belirleyici icraatlarından biri, 1863 yılında ilan ettiği Özgürlük Bildirgesi'dir. Bu bildirge ile isyan halindeki eyaletlerde köleliğin kaldırılmasına yönelik somut bir adım atılmış; bu adım, sonraki yıllarda köleliğin tüm ülkede sona erdirilmesinin yolunu açmıştır. Ayrıca Lincoln, savaş koşullarına rağmen Amerikan ekonomisinin modernleştirilmesine dair çalışmaları da başkanlık gündeminde tutmuştur. Bu yönüyle yalnızca siyasi değil, ekonomik dönüşümün de aktörlerinden biri olmuştur.
Lincoln'ün ABD'deki etkisi, başkanlık süresinin ötesine geçmiştir. İç savaş sırasında sergilediği liderlik, birliğin korunmasında ve federal otoritenin pekişmesinde belirleyici olmuştur. Kölelik karşıtı duruşu, onu hem destekleyenler hem de karşı çıkanlar nezdinde dönemin en tartışmalı ve aynı zamanda en etkili siyasi figürlerinden biri hâline getirmiştir. Başkanlık süresince karşılaştığı ağır siyasi ve askerî baskılara rağmen kararlı bir çizgi izlemiştir.
Lincoln, 15 Nisan 1865'te Washington'da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Ölümü, Amerikan tarihinde derin bir yas ve sarsıntı yaratmış; adı, ulusal birlik ve özgürlük mücadelesiyle özdeşleşmiştir. Bugün Abraham Lincoln, yalnızca ABD'nin 16. başkanı olarak değil, aynı zamanda köleliğin kaldırılması ve birliğin savunulması konularındaki rolüyle Amerikan siyasi tarihinin en çok hatırlanan figürlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Biyografi, Vikipedi ve Wikidata bilgilerinden yararlanılarak yapay zekâ desteğiyle hazırlanmıştır.
Abraham Lincoln sözleri (133)
“Ben yavaş yürüyen biriyim, ama asla geriye yürümem.”
“Hakikat, iftiraya karşı genellikle en iyi savunmadır.”
“Bu Büyük Kitap hakkında söyleyeceğim tek şey, onun Tanrı'nın insana verdiği en iyi armağan olduğudur. Kurtarıcı'nın dünyaya verdiği bütün iyilikler bu kitap aracılığıyla aktarılmıştır.”
“Bu yönetimin işlerini öyle yürütmek isterim ki, sonunda iktidarın dizginlerini bırakmaya geldiğimde, yeryüzündeki bütün diğer dostlarımı kaybetmiş olsam bile, en azından bir dostum kalsın; ve o dost içimde, ta derinimde olsun.”
“Bizimki gibi büyük bir ulusal krizde, ortak bir amaç peşinde koşanlar arasında eylem birliği çok arzu edilir — neredeyse vazgeçilmezdir. Yine de böyle bir birliğe yaklaşmak bile mümkün değildir; meğerki çoğunluğun iradesine, sırf çoğunluğun iradesi olduğu için bir miktar saygı gösterilsin.”
“Metodist Kilisesi'nin diğerlerinden daha fazla asker cepheye, daha fazla hemşire hastaneye ve daha fazla dua göğe göndermesi başkalarının suçu değildir. Tanrı Metodist Kilisesi'ni kutsasın — bütün kiliseleri kutsasın — ve bu büyük sınavımızda bize kiliseleri veren Tanrı'ya şükürler olsun.”
“İnsanlar, kendilerine, Yüce Varlık ile kendileri arasında bir amaç farkı olduğunun gösterilmesinden hoşlanmazlar.”
“Her zaman tüm insanların özgür olması gerektiğini düşünmüşümdür; ama eğer bazıları köle olacaksa, önce kendisi için kölelik isteyenler, sonra da başkaları için kölelik isteyenler köle olmalıdır. Köleliği savunan birini duyduğumda, bunun onun üzerinde bizzat denenmesini görme yönünde güçlü bir dürtü hissederim.”
“Bir fili arka bacağından yakalamışsan ve o kaçmaya çalışıyorsa, bırakıp kaçmasına izin vermek en iyisidir.”
“Şimdiye kadar gördüğünüz en sakin küçük adam. Tanıdığınız herkesten daha az yaygara koparıyor. Sanırım bu odada bir dakika kadar bulunmuştu ki burada olduğunu fark ettim. Grant benim ilk generalim. Devamıyla nasıl olduğunu biliyorsunuz. Bir adamı ordu komutanlığına getirir getirmez hepsi general ben olayım istedi. Grant'te öyle değil. Bana planlarını söylemedi. Bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum. Bensiz yoluna devam edebilen bir adam bulduğum için memnunum. Benden imkânsız şeyler istemiyor ve o, istemeyen ilk generalim.”
“Atalarımızın yaptıklarını kayıtsız şartsız izlemek zorunda olduğumuzu söylemek istemiyorum. Bunu yapmak, güncel deneyimin tüm ışıklarını bir kenara atmak, tüm ilerlemeyi, tüm gelişmeyi reddetmek olurdu. Benim söylediğim şudur: Atalarımızın görüşlerini ve politikalarını herhangi bir durumda değiştireceksek, bunu öyle kesin kanıtlarla ve öyle açık bir argümanla yapmalıyız ki, onların büyük otoritesi dürüstçe ele alınıp tartıldığında bile karşı koyamasın; hele hele kendilerinin meseleyi bizden daha iyi anladıklarını kendi ağzımızla ilan ettiğimiz bir meselede asla.”
“İnsan eylemi bir yere kadar değiştirilebilir, ama insan doğası değiştirilemez. Bu ulusta köleliğe karşı en az bir buçuk milyon oy toplayan bir yargı ve bir duygu var. Çevresinde toplanan siyasi örgütü dağıtarak o yargıyı ve duyguyu — o hissiyatı — yok edemezsiniz. En ağır ateşiniz karşısında saf tutmuş bir orduyu güçlükle dağıtabilirsiniz; ama dağıtabilseniz bile, onu yaratan hissiyatı barışçı sandık kanalından çıkarıp başka bir kanala zorlamakla ne kazanırsınız?”
“Bu büyük Konfederasyonun bütün parçalarının barış içinde ve birbiriyle uyumlu olması son derece arzu edilir bir şeydir. Biz Cumhuriyetçiler üzerimize düşeni yapıp bunu sağlayalım. Ne kadar kışkırtılmış olursak olalım, tutku ve kötü niyetle hiçbir şey yapmayalım. Güneyli halk bizi dinlemeye hiç yanaşmasa bile, taleplerini sakince değerlendirelim ve görev anlayışımızı enine boyuna düşündükten sonra mümkünse onlara uyalım.”
“Anayasa'nın incelenmesi, köle üzerindeki mülkiyet hakkının onda "açıkça ve kesin olarak" onaylanmadığını gösterecektir.”
“Kölelik doğruysa, ona karşı söylenmiş bütün sözler, yapılmış bütün eylemler, çıkarılmış bütün yasalar ve anayasalar kendiliklerinden yanlıştır; susturulmalı ve silinip süpürülmelidir.”
“Ne hakkımızdaki yalan suçlamalarla görevimizden saptırılalım, ne de hükümeti yıkma ya da bizi zindana atma tehditleriyle korkutulalım. Doğrunun güç doğurduğuna inanalım ve bu inançla, sonuna dek, anladığımız biçimiyle görevimizi yapmaya cesaret edelim.”
“Herkes bu tartışmanın çözülmesini isterken neden tatmin edici biçimde çözemiyoruz? Bir nedeni, onu farklı biçimlerde çözmek istememizdir. Her hizbin ayrı bir planı var, farklı yönlere çekiyorlar ve hiçbirinin kesin bir çoğunluğu yok. Naçizane kanaatime göre, sorunun önemi ve büyüklüğü en bilge adamlarımız tarafından bile hafife alınıyor. Eğer haklıysam, yapılacak ilk şey kötülüğün adil bir ölçüsünü edinmektir — sonra bir çare bulabiliriz.”
“Öte yandan, özgür eyaletler hükümetlerini insanların eşitliği ilkesi üzerine kurarlar. Biz köleliğin ahlaken yanlış olduğunu ve bu ilkenin doğrudan ihlali olduğunu düşünüyoruz. Hepimiz onun yanlış olduğunu düşünüyoruz. Bunun, vahiyden bağımsız olarak, doğal teolojiyle açıkça kanıtlandığı kanaatindeyim. Siyah, beyaz ya da sarı her insanın doyurulması gereken bir ağzı ve onu doyurması için iki eli vardır ve ekmek o ağza tartışmasız gidebilmelidir.”
“Bazı adamlar bunu bir kayıtsızlık meselesi yaparlar; ne doğru ne yanlış, yalnızca dolar ve sent meselesi. Yüce Tanrı ülkenin üzerine bir çizgi çekmiştir; bu çizginin altında toprak köle emeğiyle, üstünde özgür emekle işlenmelidir derler. Şöyle derler: 'Mesele beyaz adam ile zenci arasındaysa, ben beyaz adamdan yanayım; zenci ile timsah arasındaysa, ben zenciden yanayım.' Bu kayıtsızlık politikasını hâkim kılmak için güçlü bir çaba var, ama bu kalıcı olamaz. Bir 'umurumda değil' politikası hâkim olamaz, çünkü herkesin umurundadır.”
“Köleliğin yanlış olduğunu düşünenlerin, onun doğru olduğunu düşünenlerle birlikte oy vermeyi bırakmasını istiyoruz. Ona diğer yanlışlara davrandıkları gibi davranmıyorlar. Özgür eyaletlerde ona karşı çıkmıyorlar çünkü orada yok; köleci eyaletlerde de karşı çıkmıyorlar çünkü orada var. Siyasete sokmak istemiyorlar çünkü kargaşa yaratıyor; kürsüye sokmak istemiyorlar çünkü din değil; bir dinî yayın derneğine sokmak istemiyorlar çünkü yaygara koparıyor. Tartışılacak bir yer yok. Bunda tamamen tutarlılar mı?”
“Eğer şu demokratlar gerçekten köleliğin yanlış olduğunu düşünüyorlarsa, köleci eyaletlerdeki gayretli adamlar kademeli bir özgürleştirme planını ele alıp bu kötülükten kurtulmak için enerjik ve son derece iyi niyetli biçimde çalışmaya başladıklarında çok memnun olacaklardır. Şimdi onları sınayalım. Frank Blair bunu denedi; 58'de Kongre'ye aday oldu ve yenildi. Demokrasi buna üzüldü mü? Sanmıyorum, sanırım hepiniz şapkalarınızı fırlatıp "Yaşasın Demokrasi!" diye bağırdınız.”
“Demokratlar Ohio ve Pennsylvania'da yeni yenilmişlerdi ve talihsiz Harper's Ferry olayına sarılıp o sırada sürmekte olan diğer seçimleri etkilemeye çalıştılar. Birbirlerine 'Atla, şimdi tam fırsat' dediler ve daha fazla kişinin öldürülmemesine üzüldüler. Ama pek başarılı olamadılar. Ulumaya devam etsinler. Kadınlara iftira atarak onları size âşık ettiğinizde ve erkeklere iftira atarak size oy verdirdiğinizde başarılı olacaklar.”
“Bay Lincoln daha sonra Massachusetts'teki ayakkabıcı grevini ele aldı; konuyu mizahi ve felsefi bir biçimde işleyerek Senatör Douglas'ın, grevin bu 'talihsiz bölgesel savaştan' kaynaklandığı yolundaki aptalca iddiasını alaya aldı. Bay Lincoln, grev yapılabilen bir emek sistemimiz olduğu için Tanrı'ya şükretti. Baskı ne olursa olsun, işçinin durabileceği bir nokta vardır.”
“Ayakkabı grevi konusunu iyi bildiğini iddia etmedi; muhtemelen Senatör Douglas'ın kendisi kadar az şey biliyordu. Bu grev, Senatör'ün dediği gibi olmuştur ya da olmamıştır. Güney'e karşı savaş açmayı bırakalım mı? Biz onlara karşı hiç savaş açmadık. Açan varsa, gidip kendini assa iyi olur; Virginia'nın zahmetine değmez. Eğer inançlarınızdan vazgeçip onlar gibi köleliğe doğru derseniz, grev yapabilen beyaz işçiler yerine yakında grev yapamayan siyah işçilere sahip olursunuz; köleliğin içeri girmesine izin vermiş olursunuz.”
“Bu 'bölgesel savaş' sonucunda, Douglas'ın deyişiyle, Virginia Senatörü Mason'ın ev dokuması bir takım elbiseyle ortaya çıktığını duydum. Oysa şimdi New Hampshire'da yünlü ve pamuklu fabrikaların hepsi çalışıyor, grev yok. Senatör Mason'ın satın almayı bıraktığı malları üretmekle meşguller! Düşüncesini sonuna kadar götürecekse, yalın ayak gezmesi gerekir! Plan buysa, temelden başlamalı ve meşhur 'Georgia giysisi'ni benimsemeliler: bir gömlek yakası ve bir çift mahmuz!”
“Bu ona, elinde zayıf, yaşlı, bir deri bir kemik, bacakları şişmiş, çıkık omuzlu bir at olan bir adamı hatırlattı. Adama böyle berbat bir hayvanla ne yapacağı sorulmuş; zavallı yaratık ölecek denmişti. 'Ne mi yapacağım?' demişti adam. 'Onu semirtiyorum; görmüyor musun, dizlerine kadar fok yağı sürmüşüm!' İşte onlar da Birliği ayak bileğine kadar çözmüşler, ama daha ileri gidememişler!”
“'Birlik' düzenlemelerinin hepsi bir aldatmacadır. Kutsal metindeki sırayı tersine çevirip günahkârları değil doğruları tövbeye çağırıyorlar. Görevimizden dönmemiz için bize iftira atılmasına ya da gözdağı verilmesine izin vermeyelim. Sonsuz hak, gücü yaratır. Görevimizi anladığımız gibi yapalım!”
“Gerçek şu ki, bu mesele ulusal öneme sahip bir meseledir ve onunla uğraşmaktan kaçınamayız: istesek de istemesek de bu konuda bir şeyler yapmak zorundayız. Ondan kaçınamayız; bu konu değerlendirmekten kaçınamayacağımız bir konudur; bir insanın yemek yemeden yaşayamayacağı gibi, biz de bu meseleyi görmezden gelemeyiz. Üzerimizdedir; doğal ihtiyaçların doğal bedenlerimize bağlı olduğu kadar sıkı ve yakın biçimde siyasi topluluğa bağlıdır. Şimdi bence önemli olan, bu meselenin ciddiyetle ele alınması ve gerçekten çözülmesidir. Ve sorunun gerçek bir çözüme kavuşturulmasının bir yolu da onun gerçek büyüklüğünü anlamaktan geçer.”
“Güney'e zarar verecek hiçbir şey yapmadınız ve hiçbir şey yapmadığınızı ileri sürdünüz. Yine de ayakkabı ticaretini geri kazanmak için şu anda yapmakta olduğunuz bir şeyden vazgeçmeniz gerekiyor. Nedir bu? Köleliğin yanlış olduğunu düşünmekten vazgeçmelisiniz! Kurumlarınız tamamen değiştirilsin; eyalet anayasalarınız altüst edilsin, köleliği yüceltin ve böylece ayakkabı ticaretini geri kazanın — ne uğruna? Kölelikle birlikte gelen sahiplenilmiş emeği, kendi emeğinizle rekabet etmek, sizi daha düşük ücretle çalıştırmak ve aşağılamak için getirdiniz! Bu koşullarla ticareti geri kazanmaya hazır mısınız?”
“Abraham avcılığa erken bir başlangıç yaptı; bu başlangıç sonradan pek geliştirilemedi. Sekizinci yaşını tamamlamasına birkaç gün kala, babası ortalıkta yokken, yeni yapılmış kütük kulübeye bir yabani hindi sürüsü yaklaştı ve içeride duran Abraham, tüfekle çatlağın arasından ateş ederek içlerinden birini vurdu. O günden sonra daha büyük bir hayvana bir daha asla tetik çekmedi.”
Ona ait olmadığı hâlde atfedilen sözler
Aşağıdaki sözler sık sık Abraham Lincoln adına paylaşılır, ancak kaynaklarına göre ona ait değildir.
“İçki yasağı, alkol karşıtlığı davasına büyük zarar verecektir. Kendi başına bir tür ölçüsüzlüktür; çünkü bir insanın iştahını yasayla denetlemeye çalışarak aklın sınırlarını aşar ve suç olmayan şeyleri suç hâline getirir. Bir içki yasağı yasası, hükûmetimizin üzerine kurulduğu ilkelerin ta kendisine bir darbe indirir.”
İngilizce: Prohibition will work great injury to the cause of temperance. It is a species of intemperance within itself, for it goes beyond the bounds of reason in that it attempts to control a man's appetite by legislation, and makes a crime out of things that are not crimes. A Prohibition law strikes a blow at the very principles upon which our government was founded.
“Yalnızca yardım etme yüreğine sahip olanın eleştirme hakkı vardır.”
İngilizce: He only has the right to criticize who has the heart to help.
“Din konusunu fazla derinlemesine incelemek iyi olmaz, çünkü bu genellikle dinsizliğe götürür.”
İngilizce: It will not do to investigate the subject of religion too closely, as it is apt to lead to Infidelity.
“Tanrı'nın benim yanımda olmasını umuyorum, ama Kentucky benim olmalı!”
İngilizce: I hope to have God on my side, but I must have Kentucky!
“Protesto etmeleri gerekirken sessiz kalarak günah işlemek insanları korkak yapar.”
İngilizce: To sin by silence when they should protest makes cowards of men.
“Hıristiyan kurtuluş planının sağlam olmadığı ve kutsal metinlerin insan kökenli olduğu yönündeki daha önceki görüşlerim, ilerleyen yaşla birlikte daha net ve güçlü hale geldi ve onları hiçbir zaman değiştireceğimi düşünmek için bir neden göremiyorum.”
İngilizce: My earlier views on the unsoundness of the Christian scheme of salvation and the human origin of the scriptures have become clearer and stronger with advancing years, and I see no reason for thinking I shall ever change them.
“Savaşın bir sonucu olarak, şirketler tahta çıkarıldı ve yüksek mevkilerde bir yolsuzluk çağı başlayacak; ülkenin para gücü, tüm servet birkaç elde toplanana ve Cumhuriyet yok edilene kadar halkın önyargılarını kullanarak egemenliğini sürdürmeye çalışacak. Şu anda ülkemin güvenliği için savaşın ortasında bile olduğundan daha fazla endişe duyuyorum. Tanrı, şüphelerimin yersiz çıkmasını nasip etsin.”
İngilizce: As a result of the war, corporations have been enthroned and an era of corruption in high places will follow, and the money power of the country will endeavor to prolong its reign by working upon the prejudices of the people until all wealth is aggregated in a few hands and the Republic is destroyed. I feel at this moment more anxiety for the safety of my country than ever before, even in the midst of war. God grant that my suspicions may prove groundless.
“Bir insanın yaşadığı yerle gurur duymasını görmek hoşuma gider. Bir insanın, yaşadığı yerin kendisiyle gurur duyacağı şekilde yaşamasını görmek hoşuma gider. Dürüst olun, ama kimseden nefret etmeyin; bir adamın yaptığı kötülüğü ortadan kaldırın, ama kötülüğü ortadan kaldırmak için zorunlu olmadıkça onu ortadan kaldırmayın. Bir adam haklıyken yanında olun, haksızlığa düştüğünde ise ayrılın.”
İngilizce: I like to see a man proud of the place in which he lives. I like to see a man live so that his place will be proud of him. Be honest, but hate no one; overturn a man's wrongdoing, but do not overturn him unless it must be done in overturning the wrong. Stand with a man while he is right, and part with him when he goes wrong.
“Kahramanlarını onurlandırmayan hiçbir ulus uzun süre varlığını sürdüremez.”
İngilizce: Any nation that does not honor its heroes will not long endure.
“Savaş zamanında morali bozan ve orduyu zayıflatan eylemleri kasten yapan kongre üyeleri sabotajcıdır ve tutuklanmalı, sürgün edilmeli ya da asılmalıdır.”
İngilizce: Congressmen who willfully take actions during wartime that damage morale and undermine the military are saboteurs and should be arrested, exiled, or hanged.
“İnsanlıkta kötülüğü bulmayı umarak bakarsanız, elbette bulursunuz.”
İngilizce: If you look for the bad in mankind expecting to find it, you surely will.
“Para, yasanın yaratığıdır ve paranın ilk çıkarımı, ulusal hükümetin münhasır tekeli olarak korunmalıdır.… Demokrasi, Para Gücü'ne üstün gelecektir.”
İngilizce: Money is the creature of law and creation of the original issue of money should be maintained as an exclusive monopoly of national government.… Democracy will rise superior to Money Power.
“Başkasının yürek ağrısını hafifletmek, kendi yürek ağrısını unutmaktır.”
İngilizce: To ease another's heartache is to forget one's own.
“Bu kahve ise lütfen bana biraz çay getirin; ama bu çay ise lütfen bana biraz kahve getirin.”
İngilizce: If this is coffee, please bring me some tea; but if this is tea, please bring me some coffee.
“Çalışacak ve hazırlanacağım; belki şansım bir gün gelir.”
İngilizce: I will study and get ready, and perhaps my chance will come.
“Düşmen beni ilgilendirmiyor; kalkman beni ilgilendiriyor.”
İngilizce: I am not concerned that you fall; I am concerned that you arise.
“Başka bir yüzüm olsaydı, sence bunu takar mıydım?”
İngilizce: If I had another face, do you think I would wear this one?
“Evlilik ne cennettir ne cehennem, sadece araftır.”
İngilizce: Marriage is neither heaven nor hell, it is simply purgatory.
“Büyükbaban ne kadar uzun boylu olursa olsun, büyümeyi kendin yapmak zorundasın.”
İngilizce: You have to do your own growing no matter how tall your grandfather was.
“Kötü bir yasayı yürürlükten kaldırmanın en iyi yolu onu uygulamaktır.”
İngilizce: The best way to get a bad law repealed is to enforce it.
“Bir şifacıdan daha kötü bir yalancı varsa, o da onun hastasıdır.”
İngilizce: The only person who is a worse liar than a faith healer is his patient.
“Köpeği ve kedisi bundan daha iyi durumda olmayan bir adamın dinine pek aldırmam.”
İngilizce: I care not much for a man's religion whose dog and cat are not the better for it.
“Yarının sorumluluğundan bugün onu görmezden gelerek kaçamazsınız.”
İngilizce: You cannot escape the responsibility of tomorrow by evading it today.
“Neredeyse bütün insanlar güçlüklere katlanabilir; ama bir insanın karakterini sınamak istiyorsanız ona iktidar verin.”
İngilizce: Nearly all men can stand adversity, but if you want to test a man's character, give him power.
“Ve nihayetinde önemli olan hayatınızdaki yıllar değildir. Önemli olan yıllarınızdaki hayattır.”
İngilizce: And in the end, it’s not the years in your life that count. It’s the life in your years.
“Ben halka yürekten inanırım. Onlara gerçekler verilirse, her ulusal krizin üstesinden gelmeleri beklenebilir. Önemli olan onlara gerçek olguları ve birayı götürmektir.”
İngilizce: I am a firm believer in the people. If given the truth, they can be depended upon to meet any national crisis. The great point is to bring them the real facts, and beer.
“Kuyruğa bacak dersen, bir köpeğin kaç bacağı olur?”
İngilizce: How many legs does a dog have, if you call a tail a leg?
“Her ne isen, iyisi olmaya çalış.”
İngilizce: Whatever you are, try to be a good one.